BLOG

Buğday üretiminde en kısa zamanda kendi kendine yeten ülke olmalıyız

30 Haziran 20227 dk okuma

“Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu olarak gerek yurtiçi tedarik kanalları gerekse ihracatta bu zorlu krizler ve belirsizlikler dönemini en az zararla atlatıp güçlü bir sektör birliği yaratmak temel amacımız. Devletimiz ve ilgili kuruluşlar ile istişare içerisinde ve koordineli çalışarak ülkemizin buğday üretimini en kısa zamanda kendi kendine yeten, tükettiği kadar buğday üretimi yapabilen tarımsal verimlilik ve sürdürülebilirlik noktasına taşımamız gerekliliğinin bilincindeyiz.”

Veysi Duyan 
Yönetim Kurulu Başkanı
Marduy Un ve DUNSAD


Mezopotamya’nın verimli topraklarının kadim kenti ve ülkemizin en kaliteli buğday üretim merkezleri arasında sayılan Mardin, Türkiye’nin un ihracatında ilk sırada yer alıyor. Türkiye'nin un ihracatının yüzde 33'ü, bulgur ihracatının yüzde 23'ü, makarna ihracatının da yüzde 10'u buradan gerçekleşiyor.

Türkiye un sanayisinin önde gelen sanayicilerinden Marduy Un Yönetim Kurulu Başkanı ve Dicle Un Sanayicileri Derneği Başkanı Veysi Duyan ile ülke genelinde devam eden buğday hasadını ve sektörün geleceğini konuştuk. Duyan, özellikle Türkiye un ihracatının önemli pazarlarının başında gelen Irak’ta artan değirmen fabrikalarının kurulumunun sektör için hali hazırda bir engel teşkil etmeyeceğini söylüyor. Türk un sanayicisinin kalite ve fiyat avantajıyla bu pazarda uzun yıllar varlığını devam ettireceğini kaydeden Veysi Duyan, “Ülkemiz sanayicisi ve ihracat gücü, zor zamanlarda verdiği sınavla dünyada biliniyor. Zor zamanlarda hep birlikte elini taşın altına koyup, küresel tehditleri ve ekonomik sarsıntıları birçok kez başarı ile atlattık. Sahip olduğumuz bilgi birikimi noktasında güvenimiz tamdır.” diye konuşuyor. DUNSAD Başkanı Duyan, ülke olarak kendi kendimize yetecek buğdayı üretmemiz gerektiği bilinciyle rekolteyi artırmanın yollarını bulmamız gerektiğini söylüyor. 

DUNSAD Başkanı Veysi Duyan’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle: 

Sn. Duyan, Türkiye'nin önde gelen buğday unu ihracatçı firmalarından biri olan Marduy Un’u başarıyla yönetiyorsunuz. Firmanızın çalışmaları hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Marduy, ortaklık ve sermaye yapısı, tamamlanmış ve sürdürülmekte olan yatırımları ve öz kaynakları ile buğday alımı ve depolama, üretim teknolojisi ve kalite anlayışı ile hedeflediği pazarlarda yıllara sair başarı sağlamış bir firmamızdır. Küresel ve yerel piyasalarda ve ihracat rejimindeki birçok ani değişime kârlılık ve satış hedeflerini koruyarak ayak uydurmayı başarmak her zaman için birincil hedefimiz olmuştur. Bu şirket tecrübesi ve iş ahlakını hem satın alma hem de satış noktalarında özenle ve titiz bir şekilde devam ettirmek çalışma hayatımızın odak noktasını oluşturmaktadır.    

Hem Türkiye’yi hem dünya piyasalarını yakından takip ediyorsunuz. Dünyanın mücadele ettiği koronavirüs salgınının yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşı, küresel kuraklık ve artan enerji maliyetlerinden kaynaklı buğday başta olmak üzere bir gıda sorunu yaşanıyor. Bu gelişmeler Türk un sanayicisini nasıl etkileyecek?

Türkiye yıllardır buğday unu ihracatında dünya sıralamasında birinciliğini korumaktadır. Türkiye’nin un ihracatında birinci sırayı ise açık ara ile Irak pazarı almaktadır. Özellikle pandemi sonrası ve dünya tahıl ticaretinde belirleyici iki ihracatçı ülkenin halen sürmekte olan ve uzun soluklu olacağı anlaşılan bir savaş halinde olması, tedarik ve emtia fiyatları alnında ciddi belirsizlikler yaratmış ve yaratmaya devam etmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartların da günden güne bu küresel kaygı ve güvensizlik ortamına bağlı belirsizlikler ile biz sanayicileri zorlamakta olduğu aşikardır.  

Bizler, bu noktada, etki alanımız ve pazar payımızın en yüksek olduğu, çok çalışarak, özenle, sermaye ve üretim gücümüzle haklı olarak edindiğimiz bu pazarlardaki gücümüzü, varlığımızın sürdürülebilirliğini ve markalarımızın kalıcılığını kanıtlamak adına zorlu bir sınav ile karşı karşıyayız. 

Üretiminin tamamına yakınını Irak’a ihraç eden ve bu ülkede birçok bayisi olan bir firmasınız. Son yıllarda Irak’ın kendi un ihtiyacı için değirmenler kurduğunu görüyoruz. Bu konu sizi ve temsil ettiğiniz sektörü endişelendiriyor mu? Ve ne gibi önlemler düşünüyorsunuz?

Yerli sanayicilerin kendi ülkelerinin tedarikini sağlamak için yatırımı yapması son derece doğaldır. Ancak, dikkatinizi çekmek isterim ki tedarik edilecek ürünün yıllık miktarı, kalite çeşitliliği ve pazarın büyüklüğü göz önüne alındığında, yeni yerel yatırımcıların pazardaki yerlerini bulması ve pazarın tüm tedarik yükünü karşılaması ve markalarımızın varlığını tehdit etmesi oldukça uzun bir zaman alacaktır. Ayrıca, her sanayi kolunda olduğu gibi kâr noktaları ve tedarik zincirlerinin güvenli ve sürdürülebilir bir gümrük rejimi ve mütekabiliyet içerisinde sevk ve idaresi burada en önemli unsur olacaktır. Lojistik avantajları ve küresel tedarik noktalarında mevcut bağlantı ve tecrübeleri ile ülkemiz sanayicisi bu rekabete hazırdır. 

Aynı zamanda, ülkemizde, kamu ve özel sektör temsilcisi kurumlarımızın eş güdümlü ve bir plan içerisinde birlikte çalışarak önemli pazarlarımız konusunda korumacı bir strateji geliştirme kültür ve mekanizmaları mevcuttur. Bu noktada kamu ve özel sektör iş birliği ile komşu ülke Irak ve ülkemiz sanayicisinin temel bir gıda tüketim ürünü konusunda haklı ve makul bir rekabet çerçevesi içerisinde bir dengeye varacağını düşünüyorum. 

DUNSAD başkanlığının yanı sıra Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu’na (TUSAF) sekreter üye olarak seçildiniz. Sektör için elinizi taşın altına koyarak özellikle buğday piyasalarının zor dönemden geçtiği bir ortamda TUSAF yönetiminde yer aldınız. Federasyon olarak önceliğiniz ve hedefleriniz nedir?

Dünya un ihracatında liderlik pozisyonumuzu sürdürmek için gerekli tüm dinamikleri zinde ve akılcı bir iletişim ile güncel tutmak, mevcut pazarlarda güç tazeleyip yeni pazar ve fırsatlar konularında aktif ve etkili olmak, ihracat rakamlarımızı yükselterek ülke ekonomisine ve yatırımcısına fayda ve verimlilik üreten bir sektör durumuna getirmektir.


Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu olarak gerek yurtiçi tedarik kanalları gerekse ihracatta bu zorlu krizler ve belirsizlikler dönemini en az zararla atlatıp güçlü bir sektör birliği yaratmak temel amacımız. Devletimiz ve ilgili kuruluşlar ile istişare içerisinde ve koordineli çalışarak ülkemizin buğday üretimini en kısa zamanda kendi kendine yeten, tükettiği kadar buğday üretimi yapabilen tarımsal verimlilik ve sürdürülebilirlik noktasına taşımamız gerekliliğinin bilincindeyiz. Bu konuda değerli paydaşlarımızın her biri çok değerli fikirlerini projeler halinde sunmak ve hayata geçirmek en önemli önceliğimiz ve odak noktamız olacaktır.

Ülkemiz için tahıl hasat sezonu başladı. Bu konudaki beklentileriniz nelerdir? Rekolte tahmininiz var mı? Güneydoğu Anadolu Bölgesi için bu yıl nasıl bir rekolte beklentiniz var?

Bu yıl Türkiye tarımı için zorlu bir sınav yılı. Bu yeni hasat döneminde yağışların da etkisi ile geçen kuraklık yıllarına oranla daha iyi bir verim alacağımızın beklentisi içindeyim. Ancak, TUİK’in 19 milyon ton rekolte açıklaması ile hem fikir değilim. Bölgesel olarak yaptığımız araştırmalara göre Türkiye geneli un ve makarna sanayisinin kullanamayacağı kalitedeki 1.5- 2 milyon ton, yem sanayisine uygun kalitede buğday dahil olmak üzere 17-17.5 milyon ton rekolte bekliyoruz ve hesabımızı bu yönde yapmamız gerektiği düşüncesindeyim. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin özellikle Şanlıurfa ve Mardin çevresi gibi tahıl ambarı olarak anılan illerimizde buğday üretiminden pamuk üretimine geçişi de göz önünde bulundurarak geçen yıla oranla daha düşük bir rekolte elde edeceğimizi gözlemliyoruz. Bölgemiz özelinde geçmiş yıllarda 4.5- 5 milyon ton seviyesinde ki rekoltenin bu hasat yılında 3.5 milyon ton civarında gerçekleşeceği kanısındayız. 

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin özellikle un piyasalarındaki fiyat dalgalanmalarının önüne geçme adına yaptığı çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin piyasadaki fiyat dalgalanmalarının önüne geçmek ve devletimizin hassasiyetle baktığı enflasyonla mücadele çabasında, ekmek fiyatlarının kontrol altına alınması amacı ile yapmış olduğu hamleyi doğru buluyorum. Bu hamle, belirsizlik içerisindeki piyasayı rahatlatmıştır. Bunun yanı sıra tarım ürünlerinin TMO’ya satışlarda taban fiyat artı prim uygulamasını ülkemiz tarımsal üretimi ve üreticisini korumak, kalkındırmak ve dışarıya olan bağımlılığımızı azaltmak adına oldukça doğru bir karardır. Bu durumda, Toprak Mahsulleri Ofisi’mizin bağlı bulunduğu Tarım Bakanlığı’mızın her yıl üretici enflasyonunu göz önüne alarak, çiftçimize ve üretime verdiği desteklerin her zaman olumlu sonuçlar doğurduğu malumumuzdur. Ayrıca Toprak Mahsulleri Ofisi’nin piyasadaki stokçu ve fırsatçı zihniyetlere göz açtırmaksızın, sürekli ve bilinçli bir şekilde uyguladığı rahatlatma hamleleri ile bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan, fiyat regülasyonunu hassasiyetle takip etmesi bizlere memnuniyet vermektedir. 


Son olarak, okuyucularımız ve sektör paydaşlarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Sözlerimi noktalarken ülkemiz sanayicisi ve ihracat gücünün, bu zorlu zamanlarda verdiği sınavı, elini taşın altına koyup, küresel tehditleri ve ekonomik sarsıntıları birçok kez başarı ile atlatabilmiş, bilgi ve birikime sahip olduğu noktasında kendimize ve sektörümüze olan güvenimizin tam olduğunun altını önemle çizmek isterim. Bizlere değerli vakitlerini ayıran tüm paydaşlarımıza, esenlikler diler siz değerli basın mensuplarına bizlere bu sözlerimizi duyurma şansı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Röportaj Kategorisindeki Yazılar
01 Temmuz 20165 dk okuma

“İklim değişikliğinin etkileri tarım uygulamalarına bağlı”

“Bilim adamları, çiftçiler, tarım endüstrisi liderleri ve mısır ürünleri tüketicileri mısır temelli...

14 Kasım 20195 dk okuma

‘Bitki bazlı proteinlere talep güçlü bir şekilde artacak’

Taly Nechushtan, InnovoPro: “Artık tüketiciler daha sağlıklı bir yaşam istiyor. Tüketiciler diyetle...