Küresel buğday piyasası bir süredir bol
arz, zayıf volatilite ve görece rahat alım temposunun etkisi altında
fiyatlanıyordu. Ancak Ortadoğu patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı ekseninde
yaşanan gerilim, piyasanın gözden kaçırdığı kırılganlıkları yeniden gündeme
taşıdı. Önde gelen Karadeniz tahıl piyasaları araştırma şirketi SovEcon’un
Genel Direktörü Andrey Sizov, Değirmenci’ye verdiği demeçte, artan navlun
riski, yükselen enerji maliyetleri, gübre piyasasındaki sıkışma ve Orta Doğu
deniz koridorlarına ilişkin belirsizliğin, buğday fiyatlarını yeniden yukarı
yönlü baskı altına alacağını söyledi.
Andrey Sizov
SovEcon Genel Direktörü
Birçok piyasa aktörü Hürmüz krizini "talep düşürücü" bir şok olarak değerlendirse de SovEcon Genel Direktörü Andrey Sizov, Değirmenci’ye yaptığı açıklamada çok daha derin bir risk tablosuna işaret ediyor. Sizov’a göre mesele artık sadece buğdayın fiyatı değil; buğdayın tarladan sofraya ulaşmasını sağlayan enerji, navlun ve gübre hattındaki kırılmalar. Sigorta primlerinin gemi değerinin %1’ine dayandığı, Orta Doğu kaynaklı gübre arzının (dünya üre ticaretinin %35'i) tehlikeye girdiği bir denklemde, "bol arz" anlatısı geçerliliğini koruyabilir mi?
Sizov, talepte belirgin bir çöküş beklemediğini, asıl belirleyici unsurun ise çatışmanın süresi olacağını vurguluyor. Ona göre kriz uzarsa, petrol, doğalgaz, gübre ve navlun hattındaki baskı hem eski ürün hem de yeni mahsul fiyatları üzerinde daha güçlü bir risk primi meydana getirebilir.
Sizov ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; alıcıların kısa vadeli ve ihtiyaca yönelik (elden ağza) tedarik stratejisinin neden sürdürülemez olduğunu, Rusya’nın kriz ortamındaki adaptasyon gücünü ve petrol fiyatlarındaki artışın, yatırımcıları enflasyondan korunmak için tahıl piyasalarına yönelterek fiyatları nasıl yukarı çekebileceğini konuştuk.
İşte Andrey Sizov’un Ortadoğu’daki son gerilim ışığında küresel tahıl ticaretine yönelik analizleri:
Piyasadaki hâkim görüş, buğday arzının
güçlü olduğu ve fiyatların gevşemesi gerektiği yönündeydi. Siz ise güçlü
tüketim, daralan ihracata konu arz ve artan jeopolitik risklere dikkat çekerek
bu görüşe itiraz ediyordunuz. Peki şimdi, bölgedeki savaş ve Hürmüz kaynaklı
lojistik kriz çerçevesinde, sizce piyasa mevcut buğday dengelerinde neyi gözden
kaçırıyor?
Uzun süredir, “dünyada çok fazla tahıl var” düşüncesinden söz ediyorduk. Ben ise aylardır bunun aslında doğru olmadığını söylüyorum. Vadeli işlem piyasalarına ve daha da önemlisi FOB piyasalara baktığınızda, Karadeniz buğdayının 200 dolar/ton seviyesine, CBOT’un ise 5 dolar/buşel seviyesine gerileyeceği gibi düşüş (bearish) senaryolarından bahsedenlere kıyasla benim gerçekliğe daha yakın olduğum görülüyor. Böyle bir şey yaşanmadı. Kısa süre önce 6 dolar/buşel seviyesini gördük ve Karadeniz teklifleri de 240 dolar/ton civarında. Yani küresel olarak mevcut tahıl miktarının, pek çok kişinin iddia ettiği kadar fazla olmadığı anlaşılıyor.
İKİ KRİTİK SENARYO: GEÇİCİ TÜRBÜLANS MI,
UZUN SÜRELİ KRİZ Mİ?
Hem Kızıldeniz hem de Hürmüz Boğazı'nın
ciddi güvenlik baskısı altında olduğu bir "çift darboğaz" krizi
yaşıyoruz. Karadeniz perspektifinden bakıldığında, önümüzdeki haftalarda
Rusya/Karadeniz buğday akışı için gerçekçi fiziksel risk nedir?
Ticaretin devam edeceğini düşünüyorum. Şu anda bu İran savaşının talep için olumsuz (bearish) olduğu yönünde çok fazla söylem var. Bunun bir kısmı doğru; çünkü Basra Körfezi'ne yapılan teslimatlarda bariz sorunlar yaşanabilir. Ancak bu söylemin madalyonun "düşüş" tarafını abarttığını düşünüyorum. Talep hâlâ orada. Bazı ülkeler nispeten iyi kapsanmış (covered) durumda, bu yüzden onlar için bu çok büyük bir sorun değil. İran ise ilginç bir vaka: Aylardır, özellikle Rusya'dan çok agresif alımlar yapıyor ve bence İran şu ana kadar stoklarını iyi doldurdu. İhtiyaç duyulursa Hazar rotası üzerinden de tedarik sağlayabilirler. Bu aşamada büyük bir talep çöküşü öngörmüyorum.
Bir başka unsuru da unutmamak gerekir: Ramazan ayındayız ve bu dönemde ticaret faaliyeti genellikle yavaşlar; bu da talebi net biçimde ölçmeyi zorlaştırır. Alıcılar tedirgin mi? Çok da değil derim. Daha çok bekle-gör yaklaşımı hâkim. İnsanlar vadeli piyasaların ve genel piyasa seyrinin nereye gideceğini görmek istiyor.

Ayrıca birçok aktör şimdiden yeni ürüne odaklanmış durumda. Mısır birkaç ay içinde kendi iç hasadına başlayacak, ardından diğer Kuzey Afrika ülkeleri de takip edecek. Karadeniz, Türkiye ve Kuzey Afrika’nın bazı bölgelerinde, örneğin Fas’ta, yeni ürün görünümü genel olarak nispeten iyi. Hikâyenin ayı yönlü tarafı bu. Ama aynı zamanda piyasalar ani gelişmeleri sevmez. İthalatçılar uzun süredir rahattı ve sadece ihtiyaç oldukça alım yapıyordu. Bu tür bir şok, piyasa psikolojisini değiştirir.
Demek istediğim, alım davranışı hemen değişiyor değil; fakat pek çok şey, bu durumun ne kadar süreceğine bağlı. Temelde iki senaryo var: kısa süreli bir dönem örneğin Haziran 2025 benzeri bir tablo ya da özellikle ham petrol ve gübre fiyatlarındaki yükseliş yoluyla daha büyük aksamalara neden olan daha uzun süreli bir çatışma.
GÜBRE VE NAVLUN KISKACI
Zaten yüksek gübre fiyatlarına ilişkin anlatının piyasada yayılmaya başladığını görüyoruz. Gerek eski ürün gerek yeni ürün tahıl fiyatları, bu gübre dinamiğini henüz tam olarak yansıtmıyor. Bu unsurlar fiyatları daha da yukarı taşıyabilir. Zaten şu anda da yukarı itiyor. Örneğin Karadeniz FOB piyasasına baktığımızda bu hafta birkaç dolar artış görüyoruz. Henüz çok büyük bir hareket değil ama yukarı yön mevcut.
Dolayısıyla, yüksek navlun ve sigorta maliyetlerinin doğrudan satıcıların üzerine yıkılacağı ve bu nedenle fiyatların çökeceği düşüncesi; şu an tanık olduğumuz bir durum değil. Rusya iç piyasasındaki ruble bazlı alım fiyatlarının da kademeli olarak yükseldiğini görüyoruz. Bu tablo, fiyatların düşeceğine (bearish) ve talebin çökeceğine dair o güçlü anlatıyla uyuşmuyor.
Tekrar etmek gerekirse; buradaki kilit değişken, savaşın ne kadar süreceğidir. Ancak bu durumun, görece inelastik (esnek olmayan) bir yapıya sahip olan talep üzerinde ciddi bir düşüş yönlü (bearish) etkisi olacağını düşünmüyorum.
100 DOLARLIK PETROL SENARYOSU
Tüccarlarla görüşmelerinizden yola
çıkarak; özellikle Asya ve MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) bölgesindeki güncel
alıcı duyarlılığını nasıl tanımlarsınız? Panik alımı veya stok biriktirme
belirtileri görüyor musunuz?
Son günlerde pek çok kişiyle görüştük. Herkes durumu yakından izliyor ancak bir panik havası yok; ayrıca Ramazan ayı da ticari faaliyetlerin sakin kalmasına neden oluyor. Bazı endişeler var; örneğin Mısır, yerel para birimindeki değer kaybının ithalatı yerelde daha pahalı hale getirmesinden dolayı Mısır lirası konusunda oldukça endişeli.
Pek çok alıcının yeni hasat dönemine kadar olan ihtiyaçlarını tam olarak kapsamadığını (açıkta olduklarını) tahmin ediyorum. Yeni hasat görünümü genel olarak iyi olsa da, yeni mahsul piyasaya çıkana kadar hala bir miktar tahıl bağlamaları gerekiyor. Risk de tam burada yatıyor. Eğer petrol fiyatları 100 dolar civarına hareket ederse ve Körfez'den gelen gübre, navlun ve azotlu gübrenin hammaddesi olan gaz akışında aksamalar devam ederse, işte o zaman alıcılar gerilmeye başlayabilir. Bu tepkiyi önümüzdeki hafta görebiliriz.

RUSYA’NIN RİSK YÖNETİMİ VE ROTA AVANTAJI
Karadeniz tahıl ticareti; yaptırımlar ve
geçmişteki gerilimler nedeniyle alternatif sigorta yöntemleri kullanarak bu
duruma zaten uyum sağladı. Rus tahıl akışının, bu yerleşik ve geleneksel
olmayan lojistik yapısı sayesinde Avrupa veya Amerika menşeli ürünlere göre
aslında daha dirençli çıkması mümkün mü?
Evet, bu çok yerinde bir gözlem ve size katılıyorum. Rusya, yüksek riskli senaryolar altında faaliyet gösterme konusunda daha fazla deneyime sahip. Bazı durumlarda gemiler, sınırlı sigorta çözümleriyle veya farklı yapılarla hareket edebiliyor.
Ayrıca işin jeopolitik bir boyutu da var. Kızıldeniz'de gemilere saldıran gruplar, Rusya’nın İran ile olan özel ilişkisi nedeniyle genellikle Rus malları taşıyan gemileri hedef almama eğilimindeler. Bu durum, Rusya’ya daha riskli seyir koridorlarında bir miktar avantaj sağlayabilir.
Özetle evet; operasyonel anlamda yaptırımlara uyum sağlamış olması ve belirli rotalardaki siyasi risk profili gibi çeşitli nedenlerle, Rusya'nın ihracat akışları daha dirençli olabilir.
YÜKSELEN GÜBRE MALİYETLERİ YENİ MAHSUL
İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?
Gübre fiyatlarındaki son yükselişten
bahsettiniz. Artan gübre maliyetleri; 2026 hasadı için ekim kararlarına ve
verim potansiyeline, özellikle Rusya, Ukrayna ve Avrupa’daki buğday verimine
nasıl yansıyabilir?
Rusya için durum farklı. Yüksek gübre fiyatları, Rusya’nın önemli bir azotlu gübre ihracatçısı olması nedeniyle döviz girdisi açısından aslında Rusya'nın lehine olabilir. Eğer Körfez tedarikçileri aksamalarla karşılaşırsa, bu durum Rusya'nın ihracat fırsatlarını destekleyebilir.
Rusya'nın yerel tarım sektörü için ise gübre kullanımındaki etkinin sınırlı kalacağını düşünüyorum. Çiftçiler nispeten iyi gübre tedariki yapmış durumda ve bu şokun Rusya'nın yeni mahsulü için gübre kullanımını maddi ölçüde değiştirmesi pek olası değil.
Ancak Avrupa ve Ukrayna için durum daha sorunlu. Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından sonra ekonomik olarak darbe aldı ve şimdi doğalgaz fiyatlarında yeni bir sıçrama gördük. Avrupa, azotlu gübre için temel girdi olan doğalgazda net ithalatçı konumunda. Ukrayna da aynı şekilde ithal girdilere bağımlı.
Sahadan aldığım bilgilere göre, kısmen düzenleyici baskılar ve maliyet yapıları nedeniyle bazı Avrupalı çiftçilerin gübre ihtiyaçları tam olarak kapsanmamış durumda. Dolayısıyla, eğer azot ve gaz fiyatları yükselirse, bu durum ciddi bir şok yaratabilir. Avrupalı ve Ukraynalı çiftçiler için gübre, yeni mahsul döneminde anlamlı derecede pahalı hale gelebilir ve bu da fiyatları yukarı yönlü tetikleyen (bullish) bir itici güç olabilir.
Yeni mahsulden bahsettiğimizde, bu durum genellikle eski mahsulü de etkiler. Yeni mahsul fiyatları yükselirken eski mahsulün sabit kalacağını veya düşeceğini sanmıyorum. Genellikle birlikte hareket etme eğilimindedirler.
200 €/TONUN ÜZERİNDE HEDGE
Fiyatlardaki bu son yükselişin
üreticiler kanadında güçlü bir satış dalgasını tetiklemesini mi bekliyorsunuz?
Yoksa artan depolama kapasiteleri sayesinde çiftçiler, 'bekle-gör' stratejisini
sürdürerek satışlarını zamana yaymaya devam mı edecek?
Bu sezon Karadeniz, Avrupa Birliği ve Avustralya genelinde çiftçilerin satışlarını ağırdan alması çok önemli bir faktör oldu. Çiftçiler son on yıllarda çiftlik içi depolama kapasitelerini artırdılar; tahıl torbaları gibi ucuz ve verimli çözümler bu konuda yardımcı oldu.
Ancak Rusya özel bir durum: Rus çiftçiler genellikle daha zayıf bir finansal durumdalar. Tahılı ellerinde tutmak isteseler bile; borçlarını ödemek, bahar ekimini finanse etmek ve benzeri yükümlülüklerini yerine getirmek için satış yapmak zorunda kalabiliyorlar.
İleriye baktığımızda, bazı disiplinli çiftçilerin yeni mahsulün bir kısmını hedge edeceğini (fiyat sabitleyeceğini) öngörüyorum. Biz müşterilerimize, yeni mahsulün bir kısmını 200 €/ton (MATIF) üzerindeki fiyatlardan hedge etmelerini tavsiye ediyoruz ve son zamanlarda bunu yapmaya başladılar.
Ancak çiftçiler robot değil. Eğer Chicago 6,5 dolar seviyelerine çıkar, MATIF yükselmeye devam eder ve Karadeniz FOB fiyatları 250 dolara doğru ilerlerse ki uzun süreli bir çatışmada bu mümkündür– belirli bir miktar satış yaptıktan sonra birçok çiftçi muhtemelen yeniden "bekle ve gör" moduna geçecek ve daha yüksek fiyatları umut edecektir.
Bu nedenle, bence bu, mahsulün tamamı için değil ama bir kısmı için iyi bir hedging fırsatı; çünkü şok devam ederse fiyatlar hala önemli ölçüde yükselebilir.
Fiziksel piyasanın ötesinde, daha geniş makro anlatı da önem taşıyor. Eğer ham petrol 100 dolara doğru hareket ederse, küresel enflasyon beklentileri yükselebilir; bu da genel olarak sadece enerji değil, tarım dahil tüm emtiaları destekler. Bu durum, önümüzdeki aylarda çok önemli bir hikaye haline gelebilir.
Son olarak; genel bir değerlendirme
yapacak olursanız, şu anki piyasa koşullarında tüccarların ve alıcıların
'yanlış okuduğu' temel nokta nedir?
Genel olarak, son gelişmelerin net bir "bearish" (fiyat düşürücü) olay olduğu anlatısına katılmıyorum. Genelde alıcı perspektifinden yapılan, "her şey yolunda, yeni hasat geliyor" yönündeki yorumları görüyorsunuz. Ben de bir alıcı olsam aynısını söylerdim. Ancak bir analist olarak, bu anlatının yanıltıcı olabileceğini düşünüyorum. Şunu da unutmamak gerekir: Şoklar fiyatları düz bir çizgide hareket ettirmez. Fiyatlar önce yükselebilir, sonra düşebilir ve sonra tekrar yükselebilir. Bu tür bir fiyat hareketinin benzerini ham petrolde zaten gördük.