BLOG

Küresel güvenliğin sessiz gücü: Buğday

17 Mart 20264 dk okuma




Yaşar SERPİ
Yönetim Kurulu Başkanı
Ulusal Hububat Konseyi

" Dünyanın birçok yerinde barışın en büyük güvencesi hâlâ ekmektir. Gıda güvenliği için kritik bir 10 yıla giriyoruz. İklim değişikliğinin yarattığı kırılganlık ve su kısıtı, tarımı bir milli güvenlik meselesi haline getiriyor. Türkiye’nin un ihracatındaki liderliğini üretimdeki sürdürülebilirlik ile taçlandırması gerektiğini vurgulayan Yaşar Serpi, modern sulama sistemlerinden nadas alanlarının ekonomiye kazandırılmasına kadar hayati çözüm yollarını sıralıyor."

Dünya siyaseti çoğu zaman enerji kaynakları, askeri güç veya teknolojik rekabet üzerinden tartışılır. Oysa küresel istikrarı belirleyen en temel unsurlardan biri çoğu zaman gözden kaçırılır: gıda ve bu gıdalar arasında belki de en stratejik olanı buğdaydır.

Bugün dünya nüfusunun tükettiği kalorinin yaklaşık beşte biri buğdaydan karşılanmaktadır. Milyarlarca insan için ekmek yalnızca bir gıda değil, aynı zamanda sosyal istikrarın da sembolüdür. Tarih boyunca gıda fiyatlarındaki ani artışların toplumsal huzursuzlukları tetiklediği birçok kez görülmüştür. Bu nedenle buğday, artık sadece bir tarım ürünü değil; aynı zamanda jeopolitik bir güç unsuru haline gelmiştir.

Dünya genelinde yaklaşık 220 milyon hektarlık alanda buğday yetiştirilmekte ve yıllık üretim 750 milyon tonun üzerine çıkmaktadır. Ancak bu üretim dünyanın her yerine eşit şekilde dağılmamaktadır. Küresel buğday üretimi ve ticareti belirli ülkelerde yoğunlaşmış durumda. Çin ve Hindistan büyük üreticiler olmasına rağmen üretimlerinin büyük bölümünü kendi nüfuslarını beslemek için kullanmaktadırlar. Buna karşılık Rusya, Ukrayna, Avrupa Birliği, ABD, Kanada ve Avustralya küresel buğday ticaretinin ana aktörleri olarak öne çıkmaktadır.

Özellikle son yıllarda Karadeniz Havzası küresel buğday piyasasının kalbi haline gelmiştir. Rusya ve Ukrayna’nın dünya buğday ihracatındaki payı yaklaşık yüzde 30’a ulaşmaktadır. Bu nedenle bu bölgede yaşanan herhangi bir kriz yalnızca bölgesel bir sorun olarak kalmıyor; Afrika’dan Orta Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada gıda fiyatlarını ve gıda erişimini doğrudan etkiliyor.

Bu noktada Türkiye’nin konumu dikkat çekicidir. Türkiye yalnızca önemli bir buğday üreticisi değil; aynı zamanda güçlü değirmencilik sanayisi sayesinde dünyanın en büyük un ihracatçısıdır. Türkiye’de üretilen veya ithal edilen buğdayın işlenerek un ve makarna gibi katma değerli ürünlere dönüştürülmesi, ülkemizi küresel gıda zincirinde önemli bir merkez haline getirmektedir. Özellikle Orta Doğu ve Afrika ülkeleri için Türkiye önemli bir gıda tedarikçisi konumundadır.

Ancak önümüzdeki yıllarda buğday üretimini bekleyen en büyük tehditlerden biri iklim değişikliğidir. Artan sıcaklıklar, kuraklık ve su kaynaklarındaki azalma başta buğday olmak üzere tarımsal üretimi giderek daha kırılgan hale getirmektedir. Buğday bitkisi özellikle çiçeklenme ve tane doldurma dönemlerinde yüksek sıcaklığa karşı oldukça hassastır. Bu dönemlerde yaşanan birkaç derecelik sıcaklık artışı bile verimde ciddi kayıplara yol açabilmektedir.

Bu nedenle geleceğin tarım politikalarında üç konu öne çıkmaktadır: iklim değişikliğine dayanıklı tohumların geliştirilmesi, su ve toprak kaynaklarının daha verimli kullanılması ve tarımda dijital teknolojilerin yaygınlaştırılması.

Gıda güvenliği artık yalnızca tarımın konusu değildir; aynı zamanda ekonomi, dış politika ve ulusal güvenliğin de bir parçasıdır. Buğdayın stratejik önemi önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır.

İklim değişikliği, su kısıtı ile üretim planlamasının ilişkilendirilmesini, üretici bilinçlenmesini ve tasarruflu su kullanımını daha acil ve anlamlı hale getirmiştir. Yapılan senaryolara göre, iklim değişikliği ve gıda arz güvenliği açısından kritik bir 10 yıla girilmiştir.

Şüphesiz son 20 yılda bu alanlarda önemli atılımlar gerçekleşmiş, çok sayıda sulama yapısı ve taşkın koruma tesisi ile rehabilitasyon programları tamamlanarak hizmete alınmış, ülkemiz tarımsal üretimde dünyada ilk 10, Avrupa’da birinci konuma yükselmiştir. Ancak iklim değişikliğinin hızı ve gıda arz güvenliğindeki tehdit boyutunun artması, ulaştırma, enerji ve savunma sanayinde olduğu gibi tarımı ülkesel öncelikli sektör, suyu da tarımda incelikli olarak ele almayı, kaynak ve iradenin yoğunlaşmasını gerekli kılmaktadır. Bu kaynak ve irade yoğunlaşması ile önümüzdeki 10 yılda fizibil sulama yapılarının tamamlanması ve eskimiş sulama alt yapılarının rehabilite edilmesi (yaklaşık 1,4 milyon ha) programlanmalıdır. Bu konuda gerekli kaynak için özel sektörün dahil olacağı yeni finansman modelleri geliştirilmelidir.

Dekarda ortalama 270 kilogram verim ile dünya ortalamasının üzerinde olmamıza rağmen, gelişmiş ülkelerin biraz altındayız. Burada elbette iklim ve yağış da önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan bizim, tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılmamız gerekiyor.  Türkiye’de halen yaklaşık 4 milyon hektar alan nadasa bırakılmaktadır. Bunun en büyük nedeni de ‘Su’ yetersizliğidir. Belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferinin yapılması gerekir. Ayrıca mevcut sulanan alanlarda sulama sistemlerinin modernizasyonu yapılmalıdır. Ayrıca, hükümetimizin boş arazilerin kiralanması yönündeki almış olduğu karar gereği, bu arazilerin üretime kazandırılması da tarım sektörü açısından son derece önemsiyor ve destekliyoruz.

Münavebe sistemlerinin yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı ve erken olgunlaşan buğday çeşitlerinin kullanımı hem toprak verimliliğini koruyacak hem de üretim süresini kısaltarak nadas alanlarını azaltacaktır. 

Sonuç olarak, küresel istikrarın yalnızca petrol kuyularında veya finans merkezlerinde değil, aynı zamanda buğday tarlalarında da şekillendiğini unutmamak gerekir. Çünkü dünyanın birçok yerinde barışın en önemli güvencesi hâlâ ekmektir.

Etiketler
# buğday # uhk
Makale Kategorisindeki Yazılar
15 Ekim 20214 dk okuma

Zenginleştirilmiş ekmek üretiminde yenilikçi modeller

10 Ağustos 20184 dk okuma

ÜRÜNLERİN GERİ ÇAĞRILMASI:KODLARIN CANINIZI SIKMASINA İZİN VERMEYİN

“Üretim hattı personeline eğitim verilmesi kod bağlantılı ürün geri çağırma riskini azaltmada fayda...