BLOG

Tahıl tedarik zincirleri yeni bir maliyet ve risk denklemiyle karşı karşıya

29 Nisan 20268 dk okuma

Bükreş’te düzenlenen EuroGrainExchange 2026 konferansı, tahıl ticaretinde yönetilmesi giderek zorlaşan yeni ekonomik denklemi ortaya koydu. Konferansta söz alan uzmanlar, düşük fiyatlar, yükselen maliyetler, iklim stresi, kırılgan lojistik yapılar ve daralan marjların tahıl tedarik zincirinin tüm halkalarında daha karmaşık bir risk ortamı oluşturduğunu vurguladı.

Tahıl sektörü, geleneksel piyasa sinyallerinin artık tek başına yeterli olmadığı bir dönemden geçiyor. Fiyatlar, hava koşulları ve arz-talep dengeleri hâlâ belirleyici olmaya devam ediyor. Ancak fiziki ticaretin arkasındaki ekonomik yapı, geçmişe kıyasla çok daha karmaşık hale gelmiş durumda.

Bükreş’te düzenlenen EuroGrainExchange 2026 kapsamında Miller Magazine Genel Yayın Yönetmeni Namık Kemal Parlak moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Tedarik zinciri ekonomisi: Başlıca zorluklar ve iletişim kopuklukları” başlıklı panelin ana mesajı da bu oldu. Oturumda, tarladan yem sanayiine, deniz taşımacılığından Türkiye’nin tahıl ithalat görünümüne, Karadeniz ticaretindeki uygulama risklerinden Avrupa Birliği politikalarının çiftçiler üzerindeki etkilerine kadar geniş bir başlık yelpazesi ele alındı.

Miller Magazine Genel Yayın Yönetmeni Namık Kemal Parlak

Panelin açılışında konuşan Parlak, sektörün karşı karşıya olduğu temel zorluğun yalnızca volatilite olmadığını; bu volatilitenin değer zincirinin farklı halkaları tarafından farklı şekillerde anlaşılması olduğunu söyledi. Bir aktör için fiyat sorunu gibi görünen bir başlık, başka bir aktör için lojistik, finansman, iklim ya da regülasyon sorunu anlamına gelebiliyor.

ÇİFTÇİLER YATAY FİYATLAR VE ARTAN MALİYETLERLE KARŞI KARŞIYA

Panelde tartışmayı üretici perspektifinden açan Romanya merkezli Telehuz Agriserv’in ortaklarından Dragos Costin Telehuz, Avrupa’nın bazı bölgelerinde çiftçi marjlarının ciddi baskı altında olduğunu söyledi. Telehuz’a göre gıda fiyatları uzun yıllardır yapısal olarak düşük seyrederken, üretim maliyetleri keskin şekilde yükseldi. İşçilik, faiz oranları ve arazi kiraları bugün tarihsel olarak yüksek seviyelere yakın bulunuyor. Bu sabit maliyetlerin önemli bir bölümü ise bir sezondan diğerine hızla uyarlanamıyor.

Dragos Costin Telehuz 

Telehuz, daha geniş tedarik zincirinde oluşan baskının eninde sonunda çiftçiye yansıdığını belirtti. Navlun, liman veya iç nakliye maliyetleri yükseldiğinde, bu artışlar çoğu zaman çiftçi seviyesinde ödenen fiyatı aşağı çekiyor.

İklim riski de tabloyu daha zor hale getiriyor. Son beş yılda tekrarlanan kuraklıklar ve zayıf marjların ardından birçok Romen çiftçi için bilançoları onarmak adına yalnızca iyi bir yıl değil, mükemmel bir yıl gerekiyor. Telehuz, “Arz bol, fiyatlar ise yatay” diyerek son jeopolitik krizlerin üreticilerin beklediği şekilde tahıl fiyatlarını yukarı taşımadığını; bunun yerine esas olarak maliyetleri artırdığını ifade etti.

ROMANYA’DA MISIR SULANABİLEN ALANLARA KAYIYOR

Telehuz, Romanya’da kuru tarım koşullarında mısır yetiştirmenin giderek daha zor ve daha az kârlı hale geldiğini söyledi. Son beş yılın dördünde yaşanan kuraklığın ardından mısır ekim alanları daha çok sulanabilen bölgelere kaydı. Bu da ürünü daha yerel ve bölgesel bir yapıya dönüştürdü.

Telehuz, çiftçilerin daha iyi pazarlama, toprak sağlığı, su tasarrufu ve hassas tarım uygulamalarıyla verimliliklerini artırma imkânına hâlâ sahip olduğunu belirtti. Ancak gübre, tohum, pestisit ve mazot kullanımını azaltan teknolojilere yatırım yapmaya henüz başlamamış üreticiler için adaptasyon süreci giderek daha zor hale gelebilir.

Telehuz ayrıca sübvansiyonlara fazla güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Enflasyon nedeniyle sübvansiyonların reel etkisi azaldı; devlet yardımları da Romanya çiftlikleri üzerindeki finansal baskıyı tersine çevirmeye yetmedi.

YEM SANAYİİ TAHIL TÜCCARLARI İÇİN BÜYÜME POTANSİYELİ SUNUYOR

Romanya Yem Üreticileri Birliği (ANFNC) Başkanı Iani Chihaia, yem sanayiini Güneydoğu ve Orta-Güney Avrupa’da tahıl, protein ve hayvansal üretim arasında kilit bir bağlantı olarak tanımladı. Chihaia, Romanya’nın endüstriyel yem üretiminin 1990’da yaklaşık 11 milyon tondan 1996’da yaklaşık 1 milyon tona gerilediğini, daha sonra toparlanarak bugün 4 milyon tona yaklaştığını söyledi. Mevcut piyasa baskılarına rağmen Chihaia, hayvansal protein talebinin yem tüketimini desteklemeye devam ettiğini belirterek iyimserliğini korudu.

Romanya Yem Üreticileri Birliği (ANFNC) Başkanı Iani Chihaia

Chihaia’ya göre bölge, tahıl tüccarları için net bir büyüme potansiyeli taşıyor. Bunun nedeni, yerel olarak üretilen tahılların özellikle Kuzey ve Güney Amerika’dan ithal edilen soya küspesi gibi protein kaynaklarına erişimle birleşmesi. Romanya, Macaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Yunanistan ve Batı Balkanlar’ı kapsayan daha geniş bölge, yaklaşık 18 milyon ton yem üretiyor. Ancak Doğu Avrupa’da hayvan varlığının Batı Avrupa’ya kıyasla hâlâ düşük olması, büyüme için alan bulunduğunu gösteriyor.

Chihaia, gelecekte yem talebindeki büyümeye öncülük etmesi beklenen sektörün kanatlı olduğunu, bunu özellikle Romanya’da domuz sektörünün izleyeceğini söyledi. Romanya’da domuz eti tüketiminin yaklaşık yüzde 70’i ithalatla karşılanıyor. Buna karşın Afrika domuz vebası ve kuş gribi gibi hayvan hastalıkları önemli kısıtlar olmaya devam ediyor.

Chihaia ayrıca yem sanayiinin fiyat odaklı bir modelden performans odaklı bir modele doğru ilerlediğini belirtti. Bu yeni yapıda yemden yararlanma oranı, et kalitesi, besin maddesi verimliliği, tedarik güvenilirliği ve tahıl-yem-protein sistemlerinin entegrasyonu kazananları belirleyecek.

LOJİSTİK ARTIK TAHIL TİCARETİNİN MERKEZİNDE

Yunanistan merkezli Soya Hellas’tan John Daskalakis, tahıl ticaretinin sahadaki operasyonel gerçeklerine ve kısa mesafe deniz lojistiğine dikkat çekerek, bu ticaretin yalnızca fiyat üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Kâğıt üzerinde basit görünen bir kargo; birden fazla tüccar, broker, gözetim şirketi, acente, liman kısıtları ve sıkı teslimat takvimlerine bağlı olabilir. Daskalakis’e göre bu durum lojistiği ticaret ekonomisinin temel bir parçası haline getiriyor. Özellikle zamanında teslimata bağımlı olan yem fabrikaları, un değirmenleri ve tahıl işleyiciler için lojistik artık fiyat kadar kritik bir unsur.

Daskalakis, bir dönem oynak ama yönetilebilir olan deniz taşımacılığı maliyetlerinin artık yapısal bir değişimi yansıttığını söyledi. Karadeniz’deki savaş, Orta Doğu’daki gerilimler ve Kızıldeniz krizi; Akdeniz ve Karadeniz havzasında rota tercihlerini, risk primlerini, sigorta maliyetlerini ve navlun akışlarını değiştirdi.

Daskalakis, coaster filosunu bölgesel gıda güvenliğinin “sessiz bel kemiği” olarak tanımladı. “Küçük gemilerin büyük piyasaları hareket ettirdiğini” vurgulayarak düşük marjlı bir ortamda zincirin tüm halkaları arasındaki iletişimin fiyat kadar önemli olduğunu söyledi.

TÜRKİYE BUĞDAYDA İTHALATA KAPALI KALABİLİR

Ameropa Türkiye Hububat ve Yağlı Tohumlar Müdürü İbrahim Demirayak ise Türkiye’nin tahıl arz ve talep görünümüne odaklandı. Demirayak, finansman ve suyun piyasadaki en önemli iki kısıt haline geldiğini belirtti. Türkiye’nin bu sezon son 66 yılın en yüksek yağışlarından birini aldığını ve bunun iyi bir mahsul beklentisini desteklediğini söyledi. Buğdayda, mayıs ayındaki hava koşullarına bağlı olarak yeni mahsul üretiminin yaklaşık 23 milyon ton seviyesinde gerçekleşebileceğini tahmin etti. Yeterli devreden stok ve iyi bir hasatla birlikte Türkiye’nin yeni sezonda buğday ithalatında aktif olması beklenmiyor. Hatta Türkiye’nin ithalata kapalı kalması da olası görülüyor.

TMO’nun yüksek alım fiyatlarıyla yerel üreticileri desteklemeye devam etmesi beklenirken, küresel buğday üretimi ve Karadeniz mahsul rakamları Türkiye’deki ithalatçılar ve un ihracatçıları açısından önemini koruyacak.

Ameropa Türkiye Hububat ve Yağlı Tohumlar Müdürü İbrahim Demirayak

ARPA İTHALATININ DA SINIRLI KALMASI BEKLENİYOR

Arpa tarafında Demirayak, yağışlar nedeniyle yeni mahsulün bir miktar geciktiğini, ancak üretimin geçen yılın yaklaşık yüzde 20 üzerinde, 8 milyon ton civarına ulaşabileceğini söyledi. Yeterli stoklar dikkate alındığında Türkiye’nin yeni sezonda arpa ithalat ihalesine çıkması beklenmiyor.

Demirayak ayrıca Türkiye’nin transit ticaretteki rolüne dikkat çekti. 2025 yılında 3 milyon tonun üzerinde tahılın Türkiye limanları üzerinden üçüncü ülkelere sevk edildiğini belirten Demirayak, bu akışın devam etmesini beklediğini ifade etti.

TÜRKİYE’NİN ANA İTHALAT İHTİYACI MISIRDA 

Demirayak, gelecek sezonda Türkiye’nin temel tahıl ithalat ihtiyacının mısırda yoğunlaşacağını belirtti. Henüz kesin bir üretim tahmini vermek için erken olduğunu söyleyen Demirayak’a göre Türkiye’nin mısır üretimi yaklaşık 7,5 milyon tona ulaşabilir. İthalatın ise büyük ölçüde Karadeniz’den olmak üzere yaklaşık 3,5 milyon ton seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.

Demirayak, Türkiye’nin yakın zamanda açıkladığı 3 milyon tonluk mısır ithalat kotasına da değindi. Kota ilk aşamada Karadeniz satıcılarını desteklese de Türkiye’nin yerel stoklarının, piyasanın daha yüksek fiyatların peşinden gitmesini engelleyecek düzeyde olduğunu söyledi. Bu nedenle Türk alıcıların mevcut fiyat seviyelerinde kotayı tamamen kullanması beklenmiyor. Bu durum CIF Türkiye fiyatları üzerinde baskı oluşturabilir.

TAHIL TİCARETİNDE “KOLAY KÂR” DÖNEMİ SONA ERDİ

Agria Suisse Commodities Direktörü Sébastien Henry, düşük fiyatlı, arz fazlası bulunan ve marjların sıkıştığı bir ortamda uluslararası tüccarların rolünü değerlendirdi. Henry, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik tam ölçekli işgalinin ardından yaşanan fiyat sıçramasının bir “kolay para” dönemi yarattığını söyledi. Bu dönemde, lojistik ve operasyonel uygulamadaki aksaklıklar bile yükselen fiyatların sağladığı marjla telafi edilebiliyordu. Ancak aynı dönem maliyet enflasyonunu, yeni oyuncuların piyasaya girişini ve aşırı risk alımını da beraberinde getirdi.

Agria Suisse Commodities Direktörü Sébastien Henry

Henry’ye göre bu model artık işlemez hale geldi. Düşük fiyatlar, arz fazlası ve sıkışan marjlarla birlikte tüccarlar artık yön tahminlerine dayalı pozisyonlara güvenemez. Henry, bunu “kumarhane oyuncusu” modelinin sonu ve risk yönetimi odaklı yeni bir dönemin başlangıcı olarak tanımladı.

Henry, koşullar zorlaştığı için uluslararası tüccarların hâlâ önemli olduğunu vurguladı. Onların değeri opsiyonellikte yatıyor: farklı orijinler, kaliteler, destinasyonlar, navlun yapıları ve uygulama rotaları arasında risk yönetebilme kabiliyeti.

Henry, tüccarların tek bir orijine, limana veya pozisyona güvenmemesi gerektiğini söyledi. Bunun yerine Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya gibi orijinler arasında; Cezayir, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve Endonezya gibi destinasyonlar arasında esneklik kurmaları gerektiğini belirtti.

AB ÇİFTÇİLERİ MEVZUAT YÜKÜYLE KARŞI KARŞIYA

Panelin son konuşmacısı Agro Tsar Petrovo CEO’su Victor Rombaut, regülasyon, iklim adaptasyonu ve Avrupa’nın rekabet gücü konularını çiftçi perspektifinden ele aldı. Rombaut, oturumun “lost in legislation” yani “mevzuatta kaybolmak” şeklinde de tanımlanabileceğini belirterek, AB’nin idari yükü azaltma çabalarının çoğu zaman çiftçiler için daha fazla karmaşıklık yarattığını savundu.

Rombaut, Avrupa’nın iklim politikalarının kendi tarım sektörünü zayıflatma riski taşıyıp taşımadığını sorguladı. AB’nin küresel sera gazı emisyonlarında sınırlı bir paya sahip olduğunu söyleyen Rombaut, AB emisyonlarında büyük bir düşüş sağlansa bile diğer bölgelerde emisyonların artmaya devam etmesi halinde bunun küresel etkisinin sınırlı kalacağını belirtti. Ona göre risk, Avrupa tarımının küresel iklim sorununu çözmeden rekabet gücünü kaybetmesi. Verimleri istikrara kavuşturmanın ve girdileri yönetebilmenin tek yolu ise sulama ve drenaj dahil olmak üzere tarım arazisi altyapısına yatırım yapmak. Ancak birçok çiftçinin şu anda bu yatırımları yapacak sermayesi bulunmuyor.

Agro Tsar Petrovo CEO’su Victor Rombaut

KARBON MALİYETİ GÜBREYE YANSIYOR, İTHAL TAHIL REKABETİ ÇİFTÇİYİ ZORLUYOR

Rombaut, özellikle gübre maliyetleri üzerindeki etkisi nedeniyle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı (CBAM) da eleştirdi. Rombaut’a göre ithal gübrelere gelen ilave maliyet nihayetinde ithalatçılar tarafından absorbe edilmiyor; çiftçilere yansıtılıyor. Aynı zamanda Avrupalı çiftçiler, daha düşük maliyetli girdilerle ve eşdeğer karbon maliyetleri olmadan üretilen ithal tahılla rekabet etmek zorunda kalabiliyor. Rombaut, CBAM’ın neden gübre girdilerine uygulandığını ancak AB dışında bu girdilerle üretilen tahıl ithalatına uygulanmadığını sorguladı.

Rombaut’a göre Avrupalı çiftçilerden daha sıkı kurallar altında yüksek kaliteli ürünler üretmeleri istenirken, tahıl işleyicileri başka orijinlerden daha ucuz hammadde ithal edebiliyor. Bu durum çiftçiler ile işleyiciler arasında gerilim yaratıyor. Ancak Rombaut’a göre asıl sorun işleyicilerin ticari davranışlarında değil, AB mevzuatında yatıyor. Rombaut, Avrupa’nın bu yönde ilerlemeye devam etmesi halinde çiftçilerin küresel ölçekte rekabet etmekte giderek daha fazla zorlanabileceği uyarısında bulundu.

Haberler Kategorisindeki Yazılar