BLOG

ABD’deki Türk akademisyenin gururlandıran başarısı: Purdue Üniversitesi Gıda Bilimi Bölümü’nü yönetecek

05 Mayıs 20219 dk okuma

Gıda kimyası ve buğday kalitesine dair yaptığı çalışmalarla birçok ödüle layık görülen Türk profesör Şenay Şimşek, Amerika’daki en büyük 10 üniversite arasında yer alan Purdue Üniversitesi’nin Gıda Bilimi Bölümü Başkanı olarak atandı. Dünyanın önde gelen gıda bilimi programlarından birine liderlik edecek olan Prof. Dr. Şimşek, Değirmenci dergisine hem yeni görevindeki misyonu hem de tarım ve gıdanın geleceğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Şenay Şimşek

Purdue Üniversitesi Gıda Bilimi Bölümü Başkanı

Amerika Birleşik Devletleri’nin tahıl ambarı olarak bilinen Kuzey Dakota eyaletinde bulunan Kuzey Dakota Eyalet Üniversitesi’nde (North Dakota State University - NDSU) gıda kimyası, karbonhidratlar ve buğday kalitesine dair yaptığı araştırmalarla birçok ödüle layık görülen Türk profesör Şenay Şimşek’in başarısı, önemli bir atama ile taçlandı. Yaklaşık 15 yıldır Kuzey Dakota Eyaleti’nde görev yapan Prof. Dr. Şimşek, ABD’nin en prestijli ve köklü üniversiteleri arasında yer alan Indiana eyaletindeki Purdue Üniversitesi’nin Gıda Bilimi Bölümü Başkanı olarak atandı. Purdue Üniversitesi aynı zamanda ‘Big Ten School’ (Amerika’daki en büyük 10 universite) grubunda yer alan bir Üniversite.

Purdue Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Karen Plaut, uzun süren değerlendirmelerin sonunda aldıkları atama kararını; “Prof. Dr. Şimşek’i, doktorasını kazandığı bölümde, kendi evinde ağırlamaktan heyecan duyuyoruz. Kendisi, North Dakota Eyalet Üniversitesi’nde inanılmaz bir kariyere sahip olmuştur. Gıda kimyası ve karbonhidratlar alanında yaptığı bilimsel araştırmalarla olağanüstü bir ün kazanmıştır. Prof. Dr. Şimşek’ in üniversitemizin Gıda Bilimi Bölümü’ne ve üniversite yönetimimize; lider, araştırmacı ve eğitimci olarak kanıtlanmış bir deneyim getireceğine inanıyorum.” sözleriyle duyurdu. Değirmenci dergisi olarak bu gurur verici gelişmenin ardından Prof. Şenay ile hem yeni görevindeki misyonu hem de tarımın ve gıdanın geleceği üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Türkiye’ de gıda mühendisliği olarak bilinen bölüm, Amerika da gıda bilimi olarak eğitim vermekte.

Türk akademisyen Purdue Üniversitesi Gıda Bilimi Bölümü Başkanlığı görevini, Covid-19 salgını sebebiyle gıda güvencesi ve güvenliğinin, tahılların insan beslenmesindeki öneminin ne kadar hayatî olduğunun bir kez daha anlaşıldığı bir süreçte devralıyor. Dolayısıyla sorumluluğu büyük. Burada Purdue Üniversitesi’nin ziraat, tarım endüstrisi ve tahıl araştırmaları açısından ABD ve dünyanın önde gelen kurumlarından biri olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor. Purdue Üniversitesi Ziraat Fakültesi, tarım ve biyoloji mühendisliği alanında ABD’nin bir numaralı fakültesi konumunda. Şimşek’in başkanlık yapacağı Gıda Bilimi Bölümü de Dünya Gıda Ödülü’ne layık görülen öğretim görevlilerin yer aldığı bir birim. Kamu yararına bilimsel araştırmaların yapıldığı bir ‘land-grant’ üniversite (eyalet tarafından tarım arazisi bağışlanması için seçilen üniversite) olan Purdue, aynı zamanda aya ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong’u mezun etmesiyle de meşhur.

DOKTORASINI TAMAMLADIĞI BÖLÜME BAŞKAN OLARAK DÖNDÜ

Atamanın Prof. Şimşek için özel bir anlamı var. Prof. Şimşek, doktorasını tamamladığı bölüme başkan olarak dönmenin heyecanını yaşıyor. Şenay Hoca bu heyecanını, “Mezun olduğum üniversiteye bölüm başkanı olarak geri dönüyorum. Bölümdeki hocaların yarısı, ders aldığım öğretim görevlileri. O yüzden onlar tarafından, böyle bir sorumluluğa layık görülmek benim için onur verici. Purdue Gıda Bilimi Bölümü’nü yönetme fırsatına sahip olacağım için gerçekten onur duyuyorum. Purdue’daki doktora eğitimim sırasında dünyanın en iyi profesörlerinden ders aldım ve seçkin meslektaşlarla çalıştım. Gıda Bilimi öğretim görevlileri, personeli ve öğrencileri, ulusal ve küresel zorlukları ele almak için çok sayıda disiplinde en yeni araştırmaları ve eğitimi bir araya getirme konusunda olağanüstü bilgi donanımına sahipler. Küresel etkimizi geliştirmek için bölüm üyeleriyle çalışmayı dört gözle bekliyorum.” sözleriyle dile getiriyor.

Şimşek, gıda bilimi bölüm başkanlığı görevine talip olmak için kendisine ilham veren vizyonu ise şöyle anlatıyor: “Gıda, toplumun birçok alanını kapsıyor. Gıda güçtür; zorunludur; kişiseldir; kültüreldir; bilimdir ve kimse onsuz yaşayamaz. Şu anda, gıda sektörü bir devrim sürecinden geçiyor. Zorluklarımız ve fırsatlarımız var. Gelişen teknolojiler bize gıda ve tarım sistemlerimizi dönüştürmek için bazı fırsatlar sunuyor. Araştırmanın ön saflarında yer almaya, öğrencileri eğitmeye ve bilim camiası ile Indiana eyaleti, ABD ve dünya vatandaşlarına en iyi hizmeti sunmaya odaklanarak Purdue gıda bilimini geliştirmek için güçlü bir vizyon geliştirmeliyiz”.

ABD’deki üniversitelerde bölüm başkanlarının uzun, zorlu ve titiz bir eleme süreci sonucunda seçildiklerini de belirtmeliyiz. Amerika’daki herhangi bir üniversitede, bir bölüme başkan atanacağı zaman uluslararası platformlarda ilan verilmesi zorunlu. Bu ilan uluslararası düzeydeki adaylara da açık. Genel olarak adayların biyografileri, bilimsel yayınları, öğrencilerle ilişkileri, endüstri ile angajmanlarına bakılıyor, referansları teker teker aranıp bilgi alınıyor. Bu sürecin ardından seçilen 10 aday (ön eleme) üniversite hocaları, öğrenciler ve araştırma görevlilerinin yer aldığı 15-20 kişilik bir komitenin önünde mülakat veriyor. Bu mülakat sonucu adaylar üçe düşürülüyor ve bu üç aday iki gün boyunca komiteye, bölüme ve dekanliğa daha detaylı sunumlar yapıyor. Ayrıca, bu üç aday üniversitedeki bir çok üst düzey yetkili ile bire-bir mülakata tabi tutuluyor. Bu zorlu eleme sürecini başarıyla geçen Şenay Hoca, başvuru ve atama arasında altı aylık titiz bir değerlendirme periyodundan geçtiğini anlatıyor.

Şenay Hoca’nın böylesine önemli bir göreve layık görülmesi elbette tesadüf değil. Ortaokulda harçlıklarını biriktirerek aldığı Bilim ve Teknik dergisini okuyarak merak saldığı bilim ve akademi dünyasında o yıllarda kafasına koyduğu hedefler doğrultusunda azimli bir çalışmanın sonucu.

Lisans eğitimini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Kimya Bölümü’nde alan Şimşek, yüksek lisansını Gebze Teknik Üniversitesi Biyokimya Bölümü’nde tamamlar. Burada Prof. Dr. Aziz Tanrıseven’in rehberliği, enerjisi ve desteğiyle bölümü başarıyla bitiren Şimşek’in ABD’deki başarılı akademik yolcuğu 2002 yılında buraya geçici olarak gelmesiyle başlar. ABD’ye üç aylığına gelir ancak kendi ifadesiyle ‘geliş o geliştir”.

Aynı sene Purdue Üniversitesi’nde Gıda Bilimi Bölümü’nde doktorasına başlar. Aralık 2006’da doktorasını tamamlar ve Ocak 2007’de NDSU’da Bitki Bilimleri Bölümü’nde yardımcı doçent olarak göreve başlar. Burada görev yaptığı 15 yıl boyunca çok sayıda araştırma ödülü alır. 200’den fazla hakemli dergide makalesi yayınlanan Şimşek, tahıl bilimine yönelik temel ve uygulamalı araştırmalardaki olağanüstü katkılarından dolayı 2013 Amerikan Tahıl Kimyagerleri Derneği Uluslararası Genç Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görülür. Ayrıca Tahıl Bilimi ve Buğday Teknolojisi alanında ilk NDSU Bert L. D’Appolonia Endowed Doçentliğini kazanır. Nişasta kimyası ve sindirilebilirlik, mikotoksin analizi ve polisakkaritlerin yapı-fonksiyon ilişkisi alanlarında yüzlerce çalışması bulunan Prof. Şimşek, aynı zamanda Amerikan Tahıl Kimyagerleri Uluslararası Birliği’nin (AACCI) aktif bir üyesi. Tahıl/gıda kimyageri olan Şimşek, karbonhidrat araştırmaları ile buğday kalitesi alanında ABD Tarım Bakanlığı’nın da desteklediği birçok araştırmaya imza attı. Araştırmaları, tahılların kimyasal bileşiminin nihai ürün kalitesi üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Laboratuvarlarda un ve fırınlama kalitesine yönelik analizler yapan Türk akademisyen, “Tarladan sofraya tam buğday kalite analizi yapıyoruz.” diyor.

‘SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEK’ VİZYONU

Prof. Şimşek bölüm başkanı olarak vizyonunu ise şu sözlerle aktarıyor: “Purdue Gıda Bilimi, dünyanın önde gelen gıda bilimi programlarından biri ve bu bir rastlantı değil. Bölüm; öğretim üyelerinin, personelin ve öğrencilerin inanılmaz başarılarıyla dolu bir geçmişe sahip. Geleceği inşa etmek bizim elimizde. Gıda bilimi alanındaki katkılarımızla ‘dünyada sürdürülebilir geleceği inşa etme’ fikrinin bir parçası olacağız. İnovasyon, bilim ve sosyal destek sayesinde gıda bilimi alanındaki büyük zorluklar için bilime dayalı çözümler geliştirmek istiyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemin zor bir dönem olduğu açık. Gıda bilimi bölümünün, değişim sırasında çağdaş sorunları ele alırken çağı yakalaması gerekiyor. Başarı dediğimiz şey etki ve fark yaratmakla ilgilidir. Umarım fark yaratanlardan biri olma imkanım olur. Bölümümüz bir bölüm olarak ilerlemeye devam ederken, harika işlerin etkisi ile bölümün kimliği arasındaki bağı güçlendirmenin heyecanını duyuyorum. Bir mükemmellik iklimi meydana getirmek için elimden geleni yapacağım.”

Şenay Hoca, gıda bilimini, ‘halk sağlığı ve gıda güvenliği üzerinde doğrudan etkisi olan büyüyen bir alan’ olarak niteliyor. “Gıda tedarik zincirinin küreselleşmesindeki artış; salata, makarna ya da bir kase çorba gibi en basit yiyeceklerin bile dünyanın her yerinden gelen malzemelerden yapılmasını beraberinde getirdi. Küreselleşmenin birçok faydası olsa da, gıda kaynaklı kirleticilerin ve hastalıkların uluslararası sınırlara yayılarak daha fazla sayıda insanı etkilemesine de kapı aralıyor.” değerlendirmesini yapıyor.

GIDADA YENİ TRENDLER

Tarım, gıda ve tahıl sektörlerindeki değişim üzerine de görüşlerini paylaşan Prof. Şimşek, COVID-19 salgınının bazı trendleri tetiklediğini ifade ederek bunları şöyle sıralıyor: • Bağışıklık sistemine yönelik beslenme dikkatleri üzerine çekiyor • Et analogları / bitki bazlı proteinler yaygınlaşıyor • DNA üzerinde ekleme, çıkarma yapılmasına ya da DNA dizilimini değiştirmeye imkan tanıyan CRISPR teknolojisinin gıdada uygulanması yaygınlaşıyor • Kentsel tarımın potansiyeli fark ediliyor • Teknoloji ve dijitalleşme artan gıda güvenliği çağrısına cevap veriyor.

Prof. Şimşek artık insanların “Ne yiyoruz ve bizi nasıl etkiliyor?”, “Neyi ne zaman yemeliyiz?, “Yediklerimiz, hayatımız boyunca sağlığımızı nasıl düzenler?, “Gıdanın ilaç olarak kullanımını nasıl ilerletebiliriz?” gibi sorulara cevaplar aradıklarını ifade ediyor.

Özellikle CRISPR teknolojisine vurgu yapıyor Şenay Hoca. “Şu anda dünyada birçok laboratuvarda bilim adamları bu konu üzerinde çalışıyor. Bu teknoloji ile tahılda verimin artırılması, hastalıklara dirençli tahıl çeşitlerinin geliştirilmesi sağlanacak. Önümüzdeki yıllarda teknolojinin, dijitalleşmenin çok daha fazla bir şekilde tarımda kullanılacağına şahit olacağız.” diyor.

BUĞDAY ISLAHÇILARINA ÇAĞRI

Şenay Hoca, buğday ıslahçılarına da artan sağlıklı beslenme trendini iyi takip etmeleri tavsiyesinde bulunuyor. “Islahçılara çok büyük görev düşüyor. Sadece buğdayda verimi artırmaya çalışmamalılar. Evet, verim, kuraklığa ve hastalıklara karşı dirençli çeşitler üretmek önemli. Fakat bunun yanında sağlığımızı olumlu yönde etkileyecek bileşiklerin buğday programlarına alınması gerekiyor. Bunlar artık CRISPR ile mümkün.”

 

‘EKMEK ZEHİRDİR İDDİASI ASILSIZDIR’

Konu, buğday genetiği ve modern/hibrit buğdaylardan açılınca, ‘Ekmek zararlı, kanser yapıyor. Undan, ekmekten, makarnadan uzak durun” diyen medyatik bilim insanlarının iddiaları gündeme geliyor. Sadece Türkiye’de değil birçok ülkede buğdayın, ekmeğin ‘kötücül’ bir şey olarak sunulduğu bir akımın var olduğunu aktaran Prof. Şimşek, ‘ekmek hasta ediyor’ iddiasının tamamen asılsız olduğunu, yaptığı bilimsel çalışmalarla da bunu ortaya koyduğunu kaydediyor ve şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Ben yine bu alanlarda çalışmaya devam edeceğim. Buğdayla ilgili bilgi kirliliğini temizlemek istiyorum. Televizyonlara çıkıp kulaktan dolma bilgilerle ekmeğin zehirli olduğunu iddia eden bilim insanları ile yüzleşmeye hazırım. Bunlar çok kötü ve yanlış. ‘Ekmek yersen şişmanlarsın, ‘ekmek, beyaz zehirdir’ deniliyor. İnsanoğlu binlerce yıldır ekmek yiyor. Buğday, insanları kıtlıktan, açlıktan kurtaran bir üründür. Buğday ile ortaya atılan iddiaların hiçbir dayanağı yoktur. Elbette bir insan bir oturuşta beş ekmek tüketirse o ekmek şişmanlatır. Ancak günde 15 tane muz yersen de şişmanlarsın. Tam yatmadan önce döner yersen de şişmanlarsın. ‘Ekmek, buğday sizi öldürür’…Bunların hepsi yanlış. Her şeyden yiyeceksin ama zamanı ve ne kadar yediğin önemli.”

Çölyak hastalığındaki artışların modern buğday çeşitlerinden kaynaklandığına dair iddialara da cevap veriyor Prof. Dr. Şimşek. Modern buğday çeşitlerindeki glüten seviyelerini incelediğini ve bunu ata buğdaylarıyla karşılaştırdığını anlatan Şimşek, modern buğday ile glüten duyarlılığı arasındaki ilişkinin buğday çeşitlerinin genetik gelişiminden kaynaklanmadığını ortaya koyduklarını dile getiriyor: “Çölyak hastalığına sebep olan proteinlerin yüzlerce yıl önceki buğday türlerinde olup olmadığının taramasını yaptık. ‘Bu proteinleri gerçekten ıslahatçılar mı getirdi?’ sorusunun cevabına yanıt aradık. Analizlerimiz sonucunda 150 yıl önce yetiştirilen buğdayda da çölyak hastalığına sebep olan proteinlerin mevcut olduğunu gördük”.

360° BAKIŞ AÇISI

Şenay Hoca’dan kendisi gibi akademik kariyer basamaklarını tırmanmak isteyen gençlere yönelik tavsiyelerini de aldık. Hoca’nın ilk dikkat çektiği husus ‘disiplinler arası yaklaşım’ oldu. Bunu, kendisinden örnekle, “Benim alanım kimya. Ama bunun gıdada uygulanması çok şeyler kattı bana. Sanki siyah-beyaz olan her şey benim için birden renklendi. Gıdanın içinde o kadar çok kimya uygulaması var ki…Gençler ‘benim alanım budur’ şeklinde bir yaklaşımı değil de disiplinler arası bir yaklaşım benimsemeli.”

‘Üniversite sanayi işbirliğiyle tarımın gerçek sorunlarına çözüm buluyoruz’

Hoca’nın üzerinde durduğu bir diğer husus da “360° bakış açısı”. Bunu da ‘gerçek problemlere farklı açılardan bakabilme’ olarak tanımlıyor. Genç araştırmacıların gündemi çok yakından takip etmesinin önemli olduğunu, gerçek sorunları tespit edip bunları bilimsel olarak ele alıp çözüm getirmeleri gerektiğini ifade ediyor. Bu noktada da ABD’de buğday üreticileri, akademisyenler ve un sanayicileri arasındaki yakın ilişkiyi hatırlatıyor. Üretici-üniversite-sanayi işbirliğinde herkesin kazandığını anlatıyor: “Ben bilim insanı olarak bir değirmenci ile konuştuğum zaman ondan gerçek sorunlar duyuyorum. Örneğin değirmenci aldığı buğdayın premium kalite olup olmadığını, verdiği paranın buna değip değmediğini merak ediyor. Biz laboratuvarda öğrencilerimizle birlikte buğday analizlerini gerçekleştiriyoruz. Yapılan deneylerle öğrenci tecrübe edinirken, un sanayicisi kendi başına karşılayamayacağı bir Ar-Ge’ye kavuşmuş oluyor. Üretici ise sanayicinin beklediği kalitede buğday için ne gibi eksikleri olduğunu öğreniyor. Herkes kazanıyor. Üniversitede verdiğimiz programlar kapsamında buğday üreticileri, yerli-yabancı buğday alıcıları, buğday genetikçileri ile bir araya geliyoruz. Bu tür eğitim programları sanayiciye ve çiftçilere yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda öğrencilerimize de gerçek tarım sorunlarına çözüm bulma fırsatı veriyor.”

Prof. Şimşek’in gençlere bir diğer tavsiyesi ise kendilerine sürekli hedef koymaları: “Bunlar kısa dönem de olabilir uzun dönem de. Ama muhakkak hedef belirleyip buna ulaşmak için ellerinden geleni yapsınlar. Hiçbir zaman minimumla yetinmesinler. Limitlerini zorlasınlar. Böyle yapınca inanın mutlaka bir şeyler çıkıyor ortaya. Hocalarından maksimum düzeyde istifade etsinler. Ellerinden gelenin en iyisini yapıp, en iyisini umut etsinler. (Do your best and hope for the best)”

Röportaj Kategorisindeki Yazılar
11 Aralık 20186 dk okuma

"Rusya, dünyanın en büyük un ihracatçılarından biri olabilir"

Arkadiy GUREVICH Rus Un Değirmenleri ve Tahıl İşletmeleri Birliği Başkanı “Rusya’da un ihraca...

04 Mayıs 201510 dk okuma

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı M. Mehdi EKER: “Bakanlığımız hububat ve bakliyatta hedeflenen noktaya ulaşmıştır”

“Bakanlığımız döneminde hububat ve bakliyat üretim ve ticaretindeki gelişmeler hedeflenen noktaya u...

02 Nisan 20204 dk okuma

Moderne Semolerie Italiane: Değirmencilikte 100 yıllık gelenek

“Moderne Semolerie, 50 yılı aşkın bir süredir en iyi durum buğdaylarını öğüterek yüksek kalitede du...