"2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi’nde konuşan Ülkü Karakuş,
yem sektörünün sadece hayvancılıkla değil, toplumsal beslenme dönüşümüyle
büyüdüğüne dikkat çekti. İthalat süreçlerindeki transgenik ürün kısıtlarından
limanlardaki beklemelere kadar operasyonel darboğazlara değinen Karakuş,
Türkiye’nin bölgesel bir 'işleme ve ihracat merkezi' olma potansiyelini
koruması için regülasyonlarda AB ile uyumun şart olduğunu belirtti."
Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEM-BİR) Başkanı Ülkü Karakuş, Ulusal Hububat Konseyi’nin Konya’da gerçekleşen 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye yem sanayisinin son yıllarda güçlü büyüme kaydettiğini, ancak bu büyümenin ithal hammadde bağımlılığı, su kısıtı, artan lojistik maliyetleri ve jeopolitik riskler nedeniyle daha kırılgan bir zemine taşındığını söyledi. Karakuş, önümüzdeki 5-10 yılda yem sektörünün büyümeyi sürdüreceğini, ancak bu sürecin dikkatli yönetilmesi gerektiğini vurguladı.
Karakuş, Türkiye’de yem üretimindeki artışın yalnızca hayvan varlığındaki yükselişle açıklanamayacağını belirterek, bunun aynı zamanda toplumun beslenme yapısındaki dönüşümün sonucu olduğunu ifade etti. Bitkisel proteinden hayvansal proteine geçişin hızlanmasının, özellikle kanatlı ve yumurta sektörlerindeki sanayileşmeyle birlikte yem talebini kalıcı biçimde artırdığını kaydetti. Bugün Türkiye’de yaklaşık 30 milyon tonluk yem üretiminden söz edildiğini, bunun yaklaşık yarısının karma yem niteliğinde olduğunu belirtti.
SOYA VE MISIR VURGUSU
Konuşmada en dikkat çekici başlıklardan biri hammaddede dışa bağımlılık oldu. Karakuş, Türkiye’de bulunmayan veya yetersiz kalan hammaddelerin ithalat yoluyla karşılandığını, özellikle soya fasulyesinin yem sektörü açısından stratejik bir ürün niteliği taşıdığını söyledi. Karakuş’un değerlendirmesine göre, “Dünyada nasıl petrol stratejik bir ürünse, yem sektörü için de soya o kadar kritik bir hammaddedir.” Bu nedenle soya tedarik zincirinde yaşanacak herhangi bir aksamanın sektör üzerinde doğrudan etkisi olacaktır.
Mısırın da yem sanayisi için temel ürünlerden biri olduğunu belirten Karakuş, burada yalnızca fiyat ve arz dengesinin değil, su kaynakları ve iklim krizinin de hesaba katılması gerektiğini vurguladı. Özellikle su stresi yüksek bölgelerde mısır üretiminin daha stratejik değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Karakuş, üretim deseniyle ilgili kararların artık yalnızca kısa vadeli piyasa sinyalleriyle verilemeyeceğini söyledi.

JEOPOLİTİK RİSKLER VE MALİYET BASKISI
Karakuş, yem sektörünün dış piyasadan hammadde tedarik etmek zorunda olan bir yapı taşıdığını ve bu nedenle yakın coğrafyadaki savaşlar ile ticaret risklerinden doğrudan etkilendiğini belirtti. Rusya-Ukrayna savaşından sonra şimdi de İran-İsrail-Amerika hattındaki gelişmelerin yeni bir belirsizlik dalgası yarattığını söyleyen Karakuş, bu coğrafyada gerilimlerin kısa vadede tamamen ortadan kalkmasının zor göründüğünü ifade etti.
Artan petrol, enerji ve ulaşım maliyetlerinin yem fiyatları üzerinde baskı yarattığını kaydeden Karakuş, gıda fiyat enflasyonu ile lojistik maliyetleri arasındaki güçlü bağa dikkat çekti. Bu nedenle sanayicinin, maliyetlerdeki yükseliş görmezden gelinerek fiyat baskısı altında tutulmasının sağlıklı olmadığını belirtti.
BALIK YEMİ VE KATMA DEĞERLİ ÜRETİMDE YENİ ALANLAR
Karakuş, Türkiye yem sanayisinin yalnızca klasik hayvancılık yemleriyle sınırlı olmadığını, balık yemi gibi özel alanlarda da hızlı bir gelişim yaşandığını ifade etti. Su ürünleri ve balıkçılık ihracatındaki büyümenin, yem sanayisine yeni bir uzmanlaşma ve katma değer alanı açtığını söyledi. Türkiye’nin bu alanda sessiz ama güçlü bir ilerleme kaydettiğini vurguladı.
Ayrıca Türkiye’nin coğrafi konumunun önemli bir avantaj sunduğunu belirten Karakuş, çevre coğrafyalardan gelen hammaddenin Türkiye’de işlenip yeniden ihraç edilmesi modelinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Ona göre, pandemi sonrası dönemde devreye giren ihracat kısıtlarının kalıcı hale gelmesi, sanayinin yatırım ve planlama kapasitesini zayıflatabilir.

MEVZUAT UYUMU VE LİMAN SÜREÇLERİ UYARISI
Karakuş’un konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık, ithal hammaddelerde mevzuat ve izin süreçleri oldu. Yem sektöründe kullanılan bazı transgenik ürünler açısından Türkiye’de izin verilen olay sayısının sınırlı kalmasının, limanlarda beklemelere ve tedarik zincirinde aksamalara yol açtığını söyledi. Avrupa Birliği’nde yem kullanımına onay verilen ürün sayısının arttığını, Türkiye’nin ise aynı hızla ilerlemediğini belirten Karakuş, bu farkın maliyet artışı ve arz gecikmesi olarak sektöre yansıdığını dile getirdi.
Bu nedenle Avrupa Birliği’nde yem kullanımına izin verilen olayların Türkiye’de de daha hızlı ve uyumlu biçimde değerlendirilmesi gerektiğini savunan Karakuş, sektörün daha esnek ve daha öngörülebilir bir düzenleyici çerçeveye ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Konuşmasını, yem sanayisinin Türkiye’nin hayvansal üretim zinciri açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayarak tamamlayan Karakuş, hammadde arzı, su yönetimi, enerji maliyetleri, lojistik ve mevzuat başlıklarının birlikte ele alınmasının sektörün geleceği açısından kritik olduğunu söyledi.