BLOG

Artan gübre fiyatları Türkiye’de buğday verimini nasıl etkileyecek?

13 Mart 20264 dk okuma

İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan fiili aksama, enerjiyle birlikte gübre piyasalarını da sarsıyor. Küresel üre ve amonyak akışındaki daralma fiyatları yukarı iterken, Ulusal Hububat Konseyi (UHK) Araştırma ve Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Soylu, Türkiye’de özellikle buğday ve arpada kritik azot uygulama dönemine denk gelen bu artışların verim ve maliyet üzerinde baskı yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Orta Doğu’da tırmanan gerilim, sadece petrol fiyatlarını değil, küresel gıda güvenliğinin temel taşı olan gübre piyasasını da altüst etti. ABD ve İsrail’in müdahaleleri sonrası Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanma noktasına gelmesi, dünya gübre ticaretinin yaklaşık üçte birini (16 milyon ton) risk altına soktu. Özellikle azotlu gübre üretiminin temel bileşeni olan amonyak ve doğal gaz sevkiyatının bu rotaya bağımlı olması, küresel üre fiyatlarını bir ay içinde ton başına 575-635 dolar bandına taşıdı.

Dünyanın en büyük üre ihracatçılarından biri olan İran ve bölgedeki dev üretim tesisleri, Hürmüz Boğazı üzerinden dünyaya açılıyor. Boğazın kapanması, sadece lojistik bir engel değil; aynı zamanda ham madde tedarikinde de bir kopuş anlamına geliyor. Sentetik gübre üretim maliyetinin %80’ini oluşturan doğal gazın bölgeden çıkış yapamaması, Türkiye gibi ithalata bağımlı pazarlarda fiyatları doğrudan yukarı çekiyor.

Piyasadaki bu türbülansı ve Türkiye’deki yansımalarını Değirmenci’ye değerlendiren UHK Araştırma ve Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Soylu’ya göre gübre fiyatlarındaki artış Türkiye’de buğday üretimini hem verim hem de maliyet yönünden etkileyebilir.

Prof. Dr. Süleyman Soylu
Ulusal Hububat Konseyi
(UHK)Araştırma ve
Danışma Kurulu Üyesi

Soylu, bitki besleme ürünlerinin tüm tarımsal üretimde temel girdiler arasında yer aldığını, bu nedenle çiftçinin yüksek fiyatlar karşısında gübre kullanımını kısmaya yönelmesi halinde verimde olumsuz etkinin kaçınılmaz hale gelebileceğini belirtiyor. Ona göre sorun yalnızca verim kaybı riskiyle sınırlı değil; girdi fiyatlarındaki yükseliş, doğrudan tarladan çıkan ürünün maliyetini de yukarı taşıyacak.

Soylu’nun dikkat çektiği en kritik nokta zamanlama. Eğer çatışma kısa sürede sona ererse, özellikle baharlık ürünlerde taban gübresi uygulama dönemi henüz tam gelmediği için etkinin bu ürünlerde daha sınırlı kalması mümkün olabilir. Ancak Türkiye genelinde buğday ve arpada şu anda özellikle azotlu gübre uygulamasının en kritik döneminin yaşandığını vurgulayan Soylu, fiyat artışlarının bu nedenle kışlık hububat üzerinde daha doğrudan hissedildiğini ifade ediyor.

ÜRE 25 TL’DEN 29-30 TL BANDINA ÇIKTI

Sahadaki ilk yansımalar da bu değerlendirmeyi destekliyor. Soylu’ya göre kısa süre önce kilogram başına yaklaşık 25 TL seviyesinde olan üre gübresi fiyatı 29-30 TL bandına yükselmiş durumda. Bu artış, çiftçileri daha temkinli davranmaya ve bazı durumlarda uygulama dozlarını gözden geçirmeye itiyor.

Bu temkinli tutumun kısa vadede en önemli sonucu, birim alandan alınacak verimde kısmi bir aşınma riski. Ancak Soylu, etkinin boyutuna ilişkin kesin bir hüküm vermek için erken olduğu görüşünde. Çünkü sahadaki durum henüz homojen değil: Çiftçilerin bir bölümü gübresini önceden temin etmiş durumda, bir bölümü ise alım kararını ertelemiş bulunuyor.

Yeni alım yapacak üreticiler açısından belirsizlik daha yüksek. Zira piyasada fiyatlar henüz tam olarak oturmuş değil.  üretici firmalar ve fabrikalar da net fiyat vermekte temkinli davranıyor. Prof. Soylu, “Özellikle üretici firmalar ve fabrikalar piyasaya kesin fiyat vermekte temkinli davranıyor. Bu da satışların bir miktar durağan seyretmesine yol açıyor. Önümüzdeki birkaç hafta içinde piyasanın yönünün ve sahadaki etkinin daha net ortaya çıkması bekleniyor.” değerlendirmesini yapıyor.

SADECE ARZ DEĞİL MALİYET ŞOKU

Hürmüz krizinin tarım üzerindeki etkisi yalnızca fiziksel arz riskiyle açıklanmıyor. UNCTAD, boğazdaki aksamaların enerji, taşımacılık ve sigorta maliyetleri üzerinden gıda sistemine yayılan zincirleme bir maliyet baskısı yarattığını vurguluyor. S&P Global de Avrupa azot pazarında savaşın doğal gaz ve amonyak maliyetlerini yukarı çektiğini; bunun da Doğu ve Batı Avrupa’da azotlu gübre piyasasını destekleyen, yani fiyatları sertleştiren bir ortam yarattığını bildiriyor. 9 Mart’ta Kuzeybatı Avrupa gaz fiyatlarının 2023 başından bu yana en yüksek seviyelere çıktığı ve amonyak üretim maliyetlerinin yaklaşık 740 dolar/ton düzeyine yükseldiği belirtiliyor.

Bu yönüyle bakıldığında Türkiye açısından risk çift katmanlı: Bir yanda ithal veya ithal paritesine bağlı gübre fiyatlarındaki artış, diğer yanda enerji ve lojistik üzerinden büyüyen ek maliyet baskısı.


ASIL BELİRLEYİCİ KRİZİN SÜRESİ OLACAK

Gelinen noktada piyasadaki temel belirleyici, askeri gerilimin süresi ve Hürmüz’de akışın ne hızla normale döneceği olacak. Rabobank, hızlı bir yatışmanın hasarı kısa vadeli oynaklıkla sınırlayabileceğini; ancak aksamanın uzaması halinde bunun daha yapısal bir maliyet rejimine dönüşebileceğini belirtiyor. IFPRI de mevcut fiyat artışlarının 2021-2022 zirvelerinin altında kaldığını, ancak zaten düşük ürün fiyatları ve sıkışık marjlarla çalışan üreticiler için yeni bir baskı yarattığını vurguluyor.

ANKARA’DAN İÇ ARZ GÜVENLİĞİ ADIMI

Küresel gübre piyasasındaki bu dalgalanma karşısında Türkiye de iç arz güvenliğini korumaya dönük adımlar attı. Türkiye iç piyasadaki üre arzını korumak amacıyla önemli bir adım attı. Ticaret Bakanlığı kararıyla, 7 Mart’tan itibaren antrepodaki üre gübresinin yurt dışına transit geçişi ve yeniden ihracatı durduruldu. Düzenlemenin, iç piyasada arz güvenliğini desteklemeyi amaçladığı belirtiliyor.

Türkiye ayrıca 7 Mart itibarıyla üre ithalatında uygulanan yüzde 6,5 gümrük vergisini de kaldırdı. Bu adım, bir yandan ithalatı kolaylaştırmayı, diğer yandan iç piyasadaki üre arzını güvence altına almayı amaçlayan daha geniş bir tedbir seti olarak okunuyor.

Haberler Kategorisindeki Yazılar