İbrahim OĞUZ
Yönetim Kurulu Başkanı
AgriFin Tarım Finans Araştırmaları A.Ş.
Küresel ticaret düzenindeki dönüşümler,
jeopolitik riskler ve iç makroekonomik dengesizlikler, Türkiye buğday değer
zincirinde yapısal kırılganlıkları belirginleştiriyor. Yüksek işletme sermayesi
faizleri ve değirmenlerdeki düşük kapasite kullanımı, un sanayicisinin rekabet
gücünü baskılıyor. Bu analiz, 2025-2026 üretim yılı verileri ışığında değer
zincirinin temel kırılma noktalarını ortaya koyarken, rekabetin
sürdürülebilirliği için maliyet yönetimi odaklı politika ve uygulama önerileri
sunuyor.
Buğday, insan beslenmesi üzerinde en stratejik ürünlerin başında geliyor. Dünya genelinde yaşanan politik gelişmeler, iklim koşullarındaki bozulmalar, ülkelerin makroekonomik dengeleri, uluslararası ticaret anlaşmaları ve lojistik sorunlar; buğday üretimi ile değirmencilik sektöründe üretim maliyetlerini ve rekabet koşullarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor. Covid-19 salgını öncesinde başlayan küresel ticaret savaşları, akabinde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı dünya genelinde gıda ticareti ve lojistiğinde belirsizliklerin her geçen gün daha fazla hissedilmesine neden oldu. Diğer taraftan ülkemizde yaşanan makro ekonomik bozulmalar, aynı dönemlerde yaşanan Kahramanmaraş depremi, kur belirsizliklerine ve yüksek enflasyona neden oldu. Sabit kur ve yüksek banka faizleri, hem buğday üreticilerinin, regülasyon görevi üstlenen Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) hem de değirmencilikle uğraşan işletmelerin yeni arayışlara girmesine neden oldu. Bu makalede, Türkiye’de buğday değer zincirinde ortaya çıkan kırılmalar, TMO’nun alım-satım müdahalelerinin etkileri, değirmencilik sektörünün güncel durumu ve politika/uygulama düzeyinde alınabilecek önlemler analiz edilecektir.

NEDEN DEĞER ZİNCİRİ ANALİZİ?
Sektörün geldiği noktayı daha iyi analiz edebilmek ve resmin bütününü anlayabilmek için, buğday özelindeki değer zincirinde 2025-2026 üretim yılı incelenecektir. Bu aşamada, buğday değer zincirine geçmeden önce, değer zinciri analizinin sağladığı başlıca faydalara kısaca değinmek yerinde olacaktır. Zira değer zincirine bütüncül bir perspektifle yaklaşılmadığında, yapılan müdahalelerin sağlıklı sonuç üretmediği her defasında görülmektedir. Değer zinciri analizi, ürettiğiniz ürünün ekonomik boyutlarına bakılarak hangi noktaların aksadığı, hangi noktalara nasıl müdahale edilmesi gerektiği ve müdahale edildiğinde nasıl sonuçlara varılabileceğini göstermesi bakımından çok değerlidir. Eğer değer zinciri doğru analiz edebilirse, üreticiler daha fazla kazanabilir, gıda sanayicisi önünü görebilir, tarım politikaları daha sağlıklı ve inandırıcı olabilir, izlenebilirlik ve gıda güvencesi sürdürülebilir hale getirilebilir, tüketiciniz daha ekonomik gıdaya erişebilir. Tüm bu noktaların iyileşmesi ile toplam rekabet artar, kamu maliyesi daha fazla yönetilebilir hale getirilebilir.
Değer zinciri, tarımsal girdi tedarikiyle başlar; üretim, hasat, depolama, işleme, tasnif, paketleme, lojistik, pazarlama, toptan ve perakende satış aşamalarından geçerek nihai tüketiciye kadar uzanır. Değer zincirinin sağlıksız olduğunu anlamanın en kestirme yolu şudur: Küreselleşen dünyada ürün fiyatlarınız ve maliyetleriniz dünya piyasalarından olumsuz ayrışıyorsa; yani maliyetleriniz dünya ortalamasının üzerinde, fiyatlarınız ise dünya fiyatlarıyla rekabet edemeyecek düzeyde uzun süre kalıyorsa, değer zinciriniz sağlıksız işliyor demektir. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) tarım raporunda da vurgulandığı üzere, bu durum “yanlış kaynamış anatomik bir kemik iskeletiyle” koşmaya benzer sonuçlar doğurabilir. Türkiye’de son yıllarda yaşanan durum tam da budur.
BUĞDAY DEĞER ZİNCİRİNİ BOZAN TEMEL
DİNAMİKLER
Kronik değer zinciri bozulmasının nedenlerine bakıldığında üç ana başlık öne çıkmaktadır. Bunlardan en önemlisi yapısal sorunlardır. Ölçek ekonomisinin zayıf olması, değer zincirinin uzunluğu, örgütsüzlük ve düşük kapasite kullanım oranları, yapısal sorunların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Diğer önemli bir neden makroekonomik dengelerin uzun süre bozuk kalmasıdır. Yüksek enflasyon ve faiz, baskılanan kur veya kur belirsizliği önemli bileşenlerdir. Diğer taraftan, değer zincirini kronik olarak bozan temel sorunlardan biri, arz-talep dengesizliği ile buna bağlı olarak ihracat ve ithalat miktarlarının doğru öngörülememesidir. Bu da kayıt dışılığın ve manipülatif müdahalelerin sıkça yaşandığı ülkelerde görülmektedir.

GİRDİ TEDARİKİNDE DIŞA BAĞIMLILIK VE
MALİYET YÜKÜ
Buğdayda değer zinciri girdi tedariki ile başlar. Tablo 1’den anlaşılacağı üzere, Türkiye’de 1 dekar alanda ortalama 276 kg buğday üretmek için mazot, tohum, gübre ve pestisit gibi girdiler kapsamında toplam 1.665 TL’lik harcama yapılmaktadır. Bir ton buğday üretmek için ülkemizde yaklaşık 6.000 TL tutarında girdi harcaması yapılmaktadır. Bu tutar 2025 yılı ortalama döviz kuruna bölündüğünde, 1 ton buğday üretimi için yaklaşık 137 dolar harcandığı hesaplanmaktadır. Tohum hariç mazot, kimyevi gübre, pestisit ve diğer birçok girdide dışa bağımlı olan Türkiye’de, 1 ton buğday üretimi için yaklaşık 92 ABD doları tutarında kaynak yurt dışına aktarılmaktadır. Mazot, tohum ve kimyevi azotlu gübrelerde dışa bağımlılığı sınırlı olan ülkelerle karşılaştırıldığında ise bu tutarın belirgin biçimde daha düşük seviyelerde kaldığı görülmektedir. Buna en iyi örnek Rusya’dır. Rusya’nın buğday üretiminde fosfor hammaddesi hariç dışa bağımlılığı bulunmamaktadır.
Tablo 1

BUĞDAYDA MALİYET-FİYAT MAKASI VE
TMO’NUN ROLÜ
Tablo 2’den anlaşılacağı üzere, üreticinin 1 dekar alanda ortalama 276 kg buğday üretebilmesi için 1.665 TL tutarında girdi temin etmesi ve bu girdileri üretimde kullanması; diğer maliyetlerin de eklenmesiyle birlikte toplam 2.818 TL harcama yapması gerekmiştir. Hesaplanan bu toplam maliyet, toplam verime bölündüğünde, 2025 yılında Türk çiftçisinin buğdayı ortalama 10,2 TL/kg maliyetle üretebildiği görülmektedir. Bu değer yılın ortalama döviz kuruna bölündüğünde ise 1 ton buğdayın yaklaşık 250 ABD doları maliyetle üretilebildiği hesaplanmaktadır. 2025 yılında dünya buğday fiyatlarının 225-250 ABD doları/ton aralığında işlem gördüğü dikkate alındığında, ülkemizdeki çiftçinin üretim maliyetinin dünya buğday fiyatlarıyla benzer seviyede olduğu görülmektedir. Türk çiftçisinin yaklaşık 250 ABD dolarına mal ettiği buğdayı TMO, üreticinin zarar etmemesi amacıyla fiyatı regüle ederek ton başına 13.000 TL’den (yaklaşık 330 ABD doları) satın almak zorunda kalmıştır.
Tablo 3’e göre TMO, buğdayı çiftçiden ton başına 13.000 TL’den almakta, ortalama 6 aylık depolama sürecinin ardından ise 14.000 TL’den satışa sunmaktadır. Ancak stok maliyetleri ile işletme sermayesi finansmanı da dikkate alındığında, TMO’nun ton başına maliyeti 16.235 TL’ye yükselmektedir. Burada maliyeti en çok etkileyen faktörün, yüksek faizlerden kaynaklanan işletme sermayesi faizleri olduğu görülmektedir. Makroekonomik göstergelerdeki bozulmanın, özellikle faizlerin yüksek seyretmesinin, regülasyon maliyetine doğrudan yansıdığı anlaşılmaktadır. TMO’nun regülasyon işlevini yerine getirmemesi hâlinde, bugün ekmek fiyatlarının en az %15 daha yüksek seviyede oluşacağı ve satın alma gücü düşük kesimlerin ekmeğe erişiminde sorunlar yaşanacağı öngörülmektedir.
Tablo 2

Tablo 3

DEĞİRMENDE KÂRLILIĞI BELİRLEYEN
KRİTİK HALKA
TMO tarafından sübvanse edilerek fabrikalara tonu 14.000 TL’den satılan buğday, Tablo 4’te görüleceği üzere işlenerek un, kepek ve rüşeym gibi ürünlere ayrılmaktadır. 2026 yılı Ocak ayı işletme maliyetleri ve satış değerleri hesaplandığında, işletmelerin ton başına yaklaşık 443 TL zarar ile karşı karşıya kaldıkları görülmektedir. Un satış fiyatları bölgeden bölgeye, işletme maliyetleri ise fabrikadan fabrikaya değişmekle birlikte, artan rekabet koşulları un fiyatları üzerinde baskı oluşturmaktadır. Değirmen fabrikalarında enerji, işçilik ve lojistik maliyetleri önemli olmakla birlikte, en belirleyici unsurun hammadde stok maliyeti olduğu görülmektedir. Geçmiş dönemlerde yıllık işleyecekleri buğdayı stoklayan işletmeler, yüksek faiz nedeni ile stok süresini azaltmaktan başka bir çare bulamayabiliyor. Yaptığımız hesaplamalar, stok süresi bir ay gibi kısa bir seviyeye indirilebildiğinde değirmen fabrikalarının kâra geçebildiğini göstermektedir.
Tüm bu buğday değer zinciri incelemesinde dört ana noktada kırılganlık oluştuğu ortaya çıkıyor:
- Girdi temininde dışa bağımlılık
- Verimsiz ve düşük ölçekli buğday üretimi,
- Faiz yüksekliğinden kaynaklı işletme sermayesi maliyetleri
- Fabrikaların kapasite kullanım oranın düşüklüğü
Tablo 4

DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMAK VE
VERİMLİLİĞİ ARTIRMAK İÇİN ÖNCELİKLER
Girdi temininde dışa bağımlılıkla ilgili olarak yapılabilecek en önemli adım, rekabet koşullarının iyileştirilmesi ve özellikle girdi tedarikine yönelik sübvansiyonlar ile desteklerin artırılmasıdır. Üreticilerin ölçek ekonomisinin artırılması uzun erimli ve karmaşık bir konudur. Ancak, verimlilik ortalamalarının artırılması için ülkemizde katedilebilecek uzun bir yol olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu çerçevede en önemli başlıklar; üretim aşamasında bitki besleme koşullarının iyileştirilmesi, kuraklığa dayanıklı türlerin geliştirilmesi, toprak sıkışıklığının önlenmesi, toprak koşullarının (özellikle organik madde düzeyinin) iyileştirilmesi, sulama suyu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılması ve tüm bunların hayata geçirilebilmesi için çiftçi farkındalığının artırılmasıdır. Tüm bu basit uygulamalarla buğday veriminin en az %40 artırılması, hem makroekonomik hem de mikroekonomik göstergeleri iyileştirecek ve dışa bağımlılığı azaltacaktır.
Diğer taraftan, değirmencilik sektörünün sürdürülebilirliği açısından kısa vadede stok sürelerinin azaltılması ve satış hinterlandının daraltılması, lojistik maliyetlerin düşürülmesine katkı sağlayacaktır. Kapasite kullanım oranının artırılması ile işletmelerde enerji ve kaynak verimliliğini yükseltmeye yönelik desteklerin hayata geçirilmesi ise orta ve uzun vadede değirmencilik sanayisini güçlendirecektir.
Son olarak, 12-15 Şubat tarihlerinde düzenlenen TUSAF Kongresi’nde TMO’nun un sanayicilerine yönelik açıkladığı sürekli hammadde satış kararı, hem sanayiciler hem de TMO açısından olumlu bir adımdır. 2026 üretim sezonunun verimli, kazançlı ve sürdürülebilir geçmesi en büyük dileğimizdir.
YAZAR HAKKINDA
1991 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun olan İbrahim Oğuz, tarımsal yatırımlar ve sulama altyapıları alanında uzun yıllar mühendis ve yönetici olarak çalışmıştır. 2011–2025 yılları arasında Frankfurt School of Finance & Management TURCASIA Bölge Ofisi’nde Tarımsal Saha Araştırmaları Bölüm Müdürü, eğitmen ve uzman olarak görev yapmış; Türkiye başta olmak üzere Gürcistan, Azerbaycan, Özbekistan ve Çin gibi ülkelerde araştırma ve eğitim faaliyetleri yürütmüştür.
Dünya Bankası, EBRD, UNDP, FAO, AFD ve İslam Kalkınma Bankası projelerinde yönetici ve uzman olarak yer almış; 2013’ten bu yana bankalara ve finans kuruluşlarına tarım finansmanı konusunda teknik destek ve eğitimler vermektedir.
Tarımın dijitalleşmesi, karbon ve su ayak izi hesaplamaları ile iklim ve toprak akıllı finansman konularında çalışmalar yürütmektedir. 2025 yılından itibaren, AgriFin Araştırma ve Danışmanlık Eğitim Hizmetleri AŞ’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olarak görev yapmaktadır.