BLOG

Tarımsal üretim planlamasının un sanayisine etkisi

01 Mayıs 20246 dk okuma

İbrahim Oğuz
Frankfurt School of Finance Management

Tarımsal üretim planlamasının doğru tasarlanması ve işlemesi durumunda değirmencilik sektörü için orta ve uzun vadede olumlu etkiler beklenmektedir. Bu etkilerin başında ülkede buğday rekoltesinin artması geliyor. Buğday rekoltesinin artması, iç piyasadan sürdürülebilir ürün tedarikinin daha dirençli olmasını sağlayacak ve küresel kriz dönemlerinde iç piyasada hammadde temin erişilebilirliği sektöre güç katacaktır.

Tarım Orman Bakanlığı 2023 yılının eylül ayında TBMM’den geçirdiği torba yasa ile ‘Tarımsal Üretim Planlaması’ modeline geçileceğine dair bir kanun çıkartı. Yasa, Tarım Bakanlığı’nın önümüzdeki dönemde büyük bir politika değişikliğine gittiğini işaret etmesi bakımından önemli. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın basına yansıyan açıklamaları, ilk aşamada 17 adet stratejik ürünün hedefte olduğunu ve sürdürülebilir su kaynakları odaklı bir planlamanın yapılacağını işaret ediyor. 

Bu makale yazıldığında üretim planlamasının nasıl yapılacağı hakkında detaylı resmi bir açıklama yapılmadı. Bu nedenle bu yazının konusu planlamanın zorluklarını göstermek, ‘Nasıl Planlayabiliriz?’ sorusuna ışık tutarak planlamanın un sanayicisine muhtemel etkilerini ortaya koymaktır.

Tarımsal üretim planlamasının zorluklarına dikkat!

Türkiye’de yıllardır dillendirilen tarımsal üretim planlama modelinin çok kolay olmayacağı öngörülüyor. Zira birbirleri ile ilintili çoklu paydaşın ekonomik olarak menfaatlerin çakıştığı bir sektörde ortak paydalar oluşturmaya çalışmak taraflar arasında ciddi direnç problemleri ile karşılaşılabileceği beklenmelidir. Sektörün tüm paydaşları tarımsal üretimi planlamadan farklı beklenti içinde olduğunu bilmek önemli. Üretici, planlama ile daha çok kazanmak isterken, sanayici daha ucuz ve kaliteli hammadde bekliyor. Tüketici ucuz gıda beklerken; ekonomi bürokrasisi tarımın Hazine’ye olan yükünü azaltmak ve enflasyon ile mücadelede kaldıraç olmasını istemektedir. Kamu kaynaklarının (su, toprak, insan vs.) efektif kullanılması ve üretimi yaygınlaştırılmasını beklerken; sivil toplum örgütleri planlamada daha aktif rol almak istemektedir. Özetle tarafların planlamadan beklentileri yaptıkları iş itibari ile farklılaşmaktadır.

Dünya genelinde tarımsal üretimin planlanması toprak, su, insan, girdi ve finans gibi kaynaklarının doğru ve efektif kullanılması bakımından önemli bir kaldıraç olarak görülmektedir. Diğer taraftan planlamadan farklı sonuçlar beklenmektedir. Bunlar: gıda temininde arz-talep dengesinin oluşturulması, fiyat istikrarı ve enflasyonun kontrol altında tutulması, toplam faktör verimliliğinin belirlenmesi, tarımsal sayımın güncel tutulması ve gıda arzında yaşanabilecek kırılımlarda erken uyarı sisteminin oluşturulmasında destek aracı olması istenir. Burada önemli olan planlanmanın nasıl olacağı, hedeflerinin doğru tespit edilmesi, planlama için mevcut araçların ve modellerin nasıl geliştirileceğine, veri sağlığı konusunda alınacak aksiyonlarda, planlamadan etkilenecek grupların desteklenmesinde ve geliştirilecek modelde güven yaratılması planlamanın başarısını belirleyecektir.

Ülkemiz koşullarında hem bitkisel hem hayvansal hem de su ürünleri üretimi planlamak teknik olarak da hiç de kolay değildir. Yaklaşık 3 milyon üreticinin gelirini ilgilendiren, 7 iklim, 30 ana havzanın olduğu ve yaklaşık 23 milyon hektar tarım alanı, 37 milyon parselin varlığı, 45 milyar dolarlık GSMH üretildiği bir iş kolunun merkezi planlama ile yönetmeye kalkışmak, içerisinde büyük riskler barındırmaktadır. Tasarlanan tarımsal üretim planlaması üretim iradesinin çiftçinin elinden alınıp kamunun(bürokrasinin) iradesine geçen bir noktaya evrilmesi arazi sahipliliğin şahıslarda olan ülkelerde geçmiş tecrübeler gösteriyor ki asla sürdürülebilir olamamaktadır. Nitekim Kredi Kayıt Bürosu’nun her yıl düzenli olarak yaptığı Türkiye Tarımsal Görünüm anketinden de anlaşılacağı üzere çiftçilere, üretme iradesinde ürün tercih edilirken nelere dikkat ettikleri sorulan anket sonuçları net olarak bu zorluğu ortaya koymaktadır (Tablo 1). Söz konusu ankette sorulan soru, tek seçenek değil, beş farklı seçenek söylenebilecek şekilde yaklaşarak üretme iradesinin nasıl gerçekleşebileceğini irdeliyor. Anket sonuçlarına göre üreticinin ilk tercihi, bildiği ürünü ekmek şeklindedir. Bu sonuç beklenendir. Diğer karar verme sürecini etkileyen faktörler fiyat, piyasa koşulları, hayvan yemi ve satış/pazarlama özellikleri ön plana çıkıyor. Yönetmelikle getirilen sözleşmeli üretim tercihi ise ancak %10 dilimine girebiliyor. Devlet desteklerini dikkate alarak ürün tercihi yapan üretici %2, ‘tavsiye ile ürün tercih ederim’ diyenin oranı %1,5 olarak ölçülüyor. Söz konusu anket sonuçlarına bakarak üretmede karar iradesinin üreticiden alınıp; kamunun ya da komisyonların eline geçmesi “Kaş yaparken göz çıkarır mıyız?” sorusunu sormamıza neden oluyor. 

NASIL BİR PLANLAMA YAPABİLİRİZ?

Planlamanın zorlukları ortada iken nasıl bir planlı üretim modeli geliştirebiliriz? Bu sorunun cevabı için bazı ilkelerin önceden ortaya konması yol gösterici olabilir. Tarımsal üretim planlamasının ilkeleri olarak önerilerimiz şunlardır: Yönlendirici planlama yaklaşımı (Soft Planing), teşvik edici unsurlar, şeffaf, güvene dayalı sistem, katılımcı, pazar odaklı, dinamik, bürokratik yükü azaltıcı, kayıtlılığı özendirici, sayısal verilere dayalı, kaynak verimliliği amaç edinen, projeksiyon/modellemeler içeren, dijital/ erişilebilen Karar Destek Sistemi tasarlanan, erken uyarı mekanizmaları oluşturulan ve sistemin dış ticaret ile bağları güçlendirilmiş sistemler bütünü olarak adlandıracağımız organizasyon şeklinde sıralanabilir.

Özellikleri bakımından planlanması en zor ve meşakkatli olan bitkisel üretim kısmıdır. Zira bitkisel üretim ürün/toprak/su/iklim/insan/ girdi çeşitliliği bakımından kaotiklik barındırmaktadır. Üretimin planlanması da en çok bu alanda ihtiyaç duyulmaktadır; zira kaynak verimsizliği ve sürdürülebilir arz talep dengesizliği bitkisel üretimde daha çok görülmektedir. Ayrıca bitkisel üretim planlaması hayvancılığın girdisi olması açısından hayvancılık planlaması için de stratejiktir. Bu nedenle planlamanın doğru tasarlanması, uzun vadede kalıcı sonuçların elde edilebilmesi için veri sağlığına, multi-disipliner yaklaşım ile planlama uzmanlarına ve katılımcı/çoğulcu ve “Tarladan merkeze; Merkezden tarlaya” işleyen soft planlama modelleri ve yaklaşımına ihtiyaç duyulacaktır. Soft planlamada amaç üreticinin ürün ile ilgili karar verme sürecini yönlendirmek ve karar alırken alternatifleri göstererek doğru çeşit tercihlerinin yanında üretim sırasında proseslerinde (besleme, sulama, hastalık zararlı kontrolu vs) yardım edecek karar destekleri ile güçlendirmek sisteme inancı ve kayıtlılığı artıracaktır.  Karar destek sistemlerinden elde edilecek sonuçlar hasattan çok önce arz fazlası ya da arz açıkları tahmin edileceğinden dış ticaret politikaları doğru miktar ve zamanda aksiyonlar ile ülke içi sürdürülebilir gıda arzı sağlanabilecektir. Diğer taraftan doğru tasarlanmış tarımsal üretim planlaması kaynak verimliliği sonuçları alınırken, fiyat dalgalanmaların önüne de geçilebilecektir. 

TARIMSAL ÜRETİM PLANLAMASININ UN SANAYİSİNE MUHTEMEL ETKİLERİ

Ülkemiz için stratejik ürünlerin başında buğday gelmektedir. Bu nedenle bitkisel üretimde ilk aşamada buğday ürününü planlanma kapsamına alınacağı kuşkusuzdur. Buğday hem kuru hem de sulu şartlarda üretilebilen bir ürün olduğundan üretim planlamasına etkisinin diğer ürünlere nazaran yüksek olması öngörülmüyor. Lakin iklim değişikliğinden etkilenen ve derin su kaynakları ile buğday üretilen Konya ovası gibi bölgelerde planlama ile ciddi kısıtlamalar gelmesi muhtemel durmaktadır. Planlamanın doğru tasarlanması ve işlemesi durumunda değirmencilik sektörü için orta ve uzun vadede olumlu etkiler beklenmektedir. Bu etkilerin başında ülkede buğday rekoltesinin artması geliyor. Buğday rekoltesinin artması, iç piyasadan sürdürülebilir ürün tedarikinin daha dirençli olmasını sağlayacak ve küresel kriz dönemlerinde iç piyasada hammadde temin erişilebilirliği sektöre güç katacaktır. Diğer taraftan ürün kalitesinin artması için geliştirilecek önlemler ile sektörün kaliteli un beklentileri karşılanabilecektir.

Üretim planlamasına altlık olarak sözleşmeli üretim yönetmeliği getirilmesi planlamanın sözleşmeler ile bütünleştirileceği şeklinde algılanıyor. Burada sorulan soru, buğdayda ana alıcı aktör haline gelen TMO’nun tüm Türkiye’deki çiftçiler ile sözleşme yapması mümkün olabilir mi?

TMO’nun söz konusu sözleşme görevini yapabilecek insan kaynağı bulunmuyor. Bu nedenle tarımsal üretim planlaması un sanayicisi açısından hammadde tedarikinde bazı ezberleri bozabilir noktaya dönüşme ihtimali ortada duruyor. Özellikle nitelikli hammadde işlemeyen ve hammaddelerini çok çeşitli kaynaklardan temin eden un fabrikaları için hammadde temini sözleşmeli üretime bağlanarak yapılması kamu tarafından beklenecektir. Planlamanın buğday üretiminde sürdürülebilirliği için bakanlığın veya TMO’nun un sanayicisinden talepkâr olması ilk başta bir belirsizliğe sürükleyebilir. Sözleşmeli buğday üretimi sanayici için operasyonel maliyetler getirmesi ve sözleşmeli üretim için gerekebilecek tohum, gübre gibi tedarikler için ek finansman maliyetlerinin yüklenmesi söz konusu olacaktır. Bu sürecin maliyetleri ürün alım fiyatlarına mı yoksa un satış fiyatlarına mı yansıtacağını zaman gösterecektir. Böyle bir istek olması durumunda un sanayicilerinin bakanlıktan ek destek talebi istemeleri kaçınılmaz olacaktır. 

Planlamanın mutfağında olanların tüm yukarıda bahsettiğimiz sorunların çözümü için nasıl çözüm bulacaklarına dair şimdilik çok fazla detay bilemiyoruz. Umarız üretim planlaması istenen özellikleri barındırır ve sektörümüze büyük bir ivme kazandırarak kaynakları etkin kullanan dirençli bir tarım ve gıda ekosistemi yaratabiliriz. 

Ülke Profili Kategorisindeki Yazılar
17 Temmuz 20236 dk okuma

Arjantin tahıl piyasası ve değirmencilik endüstrisi

10 Kasım 20216 dk okuma

Pakistan’da buğday için tehlike çanları