BLOG

Su ve sıcaklık riski, tarımın ‘normali’ni değiştiriyor

20 Şubat 20263 dk okuma

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Direktörü Prof. Dr. M. Levent Kurnaz, iklim değişikliğinin tarım ve gıda piyasaları için artık gelecek senaryosu değil, doğrudan maliyetleri ve üretim risklerini belirleyen bir gerçekliğe dönüştüğünü söyledi. Kurnaz, su kıtlığı ve artan sıcak hava dalgalarının verimi doğrudan düşürdüğünü belirterek, üretim planlamasında ürün deseninin ve ekim alanlarının mevcut su varlığına göre belirlenmesinin artık kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Türkiye Ürün İhtisas Borsası’nın (TÜRİB) Şubat ayı seminerinin konuğu, Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi ve iklim bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz oldu. TÜRİB Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Necla Küçükçolak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen, “Son Buzul Erimeden” başlıklı seminerde; iklim krizinin bilimsel temelleri, Türkiye’de su kıtlığı riski, aşırı hava olaylarının tarımsal üretime etkileri ve gıda güvenliği açısından öne çıkan kırılganlıklar ele alındı.

Kurnaz, bilim insanlarının “gezegensel sınırlar” (planetary boundaries) olarak tanımladığı dokuz kritik eşiğe atıf yaparak, bu eşiklerin 2025 itibarıyla yedisinin aşıldığını belirtti. İklim değişikliği, arazi kullanımı, biyolojik çeşitlilik kaybı, su kullanımı ile azot-fosfor girdilerinin bu başlıklarda öne çıktığını ifade eden Kurnaz, tarımın artık yeni alanlara genişleyerek değil, mevcut alanlarda verimlilik ve dayanıklılık artırarak ayakta kalabileceğini söyledi.

Kurnaz’a göre dünya genelinde kullanılabilir arazinin üst sınırı %53 seviyesinde bulunurken, arazilerin yaklaşık %48’i hâlihazırda tarım ve hayvancılık amacıyla kullanılıyor. Bu tablo, tarımsal üretimin geçmişte varsayıldığı gibi “alan artışıyla lineer” büyümesinin sınırına gelindiğine işaret ediyor.


TÜRKİYE’DE SUYUN %77’Sİ TARIMDA KULLANILIYOR

Konuşmasında su yönetimini tarımın en kritik kırılganlığı olarak tanımlayan Kurnaz, Türkiye’de su tüketiminin yaklaşık %77’sinin tarımda gerçekleştiğini belirtti. Şehir, sanayi ve içme-kullanma suyunun yönetilebilir olduğunu, ana sınavın ise sulama suyu verimliliğinde ve ürün deseninin su varlığıyla uyumlandırılmasında yaşandığını kaydetti. Bu noktada Konya Kapalı Havzası örneğini veren Kurnaz, 2015’te hazırlanan kuraklık eylem planında yeraltı su seviyesinin 35 metreye düştüğü ve obruk riskinin büyüdüğü uyarılarının yapıldığını; bugün ise birçok noktada yeraltı suyunun 350 metrelerden çekildiğini ve obruk sayısının 600’ü aştığını söyledi. “Bilim çok net söylüyor: Bu kadar su kullanırsanız sonunda bu olur” diyen Kurnaz, iklim değişikliğinin su stresiyle birleştiğinde üretim riskini hızla büyüttüğünü vurguladı.

Kurnaz, tarımsal verim açısından sıcaklık artışının ortalama değerlerden çok, ekstrem eşikler üzerinden okunması gerektiğini belirterek, buğdayın çiçeklenme döneminde 32–34°C bandına çıkılması halinde “çok kısa süreli” sıcaklık şoklarının bile verimi ağır biçimde etkileyebileceğini söyledi. Bu nedenle risk yönetiminde “ortalama sıcaklık 1 derece arttı” yaklaşımının tek başına yanıltıcı olabileceğini ifade etti.

Kurnaz, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın planlı tarım yaklaşımının temel mantığını “ne kadar su, o kadar ürün” ifadesiyle özetledi. Bu dönüşümün çiftçiyi koruyan ve gelir öngörülebilirliği sağlayan bir destek mimarisiyle birlikte yürütülmesi gerektiğini belirterek, çiftçiliğin yaşlanması ve sektöre yeni kuşağın ilgisinin azalmasının, su stresi kadar kritik bir risk olduğunu söyledi.

FOSİL YAKITLARIN GERÇEK MALİYETİ

Kurnaz, enerji kaynaklarının gerçek maliyetinin piyasa fiyatlarına tam yansımadığını dile getirerek, fosil yakıtların çevresel ve sağlık maliyetlerinin “hesabın dışında bırakıldığını” söyledi. Dünya genelinde fosil yakıt sübvansiyonlarının yıllık yaklaşık 7 trilyon dolar seviyesinde olduğuna işaret eden Kurnaz, bu desteklerin azaltılması halinde rüzgâr ve güneş gibi alternatiflerin çok daha rekabetçi hale geleceğini savundu. Karbon fiyatlaması/vergilendirme mekanizmalarının eksikliğinin de maliyet-fiyat dengesini bozduğunu kaydetti.

COP31 ANTALYA, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT

Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’da(COP31) ilişkin de değerlendirmede bulunan Prof. Kurnaz, küresel ölçekte karar alma süreçlerinde bloklar arası dinamiklerin ve müzakere “dilinin” belirleyici olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’nin bu alanda kurumsal ve akademik kapasite eksikliği bulunduğunu söyledi. COP31’in dünyaya etkisinin sınırlı olabileceğini, ancak Türkiye’nin kendi iç gündeminde tarım, su ve üretim dayanıklılığı başlıklarını daha görünür kılmak açısından önemli bir ivme yaratabileceğini vurguladı.

Haberler Kategorisindeki Yazılar