AgroFoodSummit 2025, küresel bakliyat piyasasının büyük oyuncularını Mersin’de buluştururken, kentin yalnızca güçlü bir üretici değil, aynı zamanda yüksek teknolojiye dayalı işleme kapasitesi ve stratejik liman altyapısıyla dünya ticaretinin kavşak noktalarından biri haline geldiğini ortaya koydu.

19–21 Kasım tarihlerinde Mersin’de düzenlenen AgroFoodSummit 2025, tahıl, yağlı tohum ve bakliyat piyasalarının önde gelen oyuncularını bir araya getirdi. Ukrayna Bakliyat ve Soya Birliği (UPSA) tarafından, APK-Inform iş birliğiyle ve Ukrayna Ekonomi, Çevre ve Tarım Bakanlığı’nın desteğiyle organize edilen etkinlik, 32 ülkeden yaklaşık 400 katılımcıyı ağırladı.
Programda, küresel fiyat dinamikleri ve ticaret akışları, lojistik ve koridor tartışmaları, bölgesel pazarların geleceği, değişen jeopolitik ortamın tarım ticaretine etkileri derinlemesine ele alındı.
Katılımcılar, yalnızca oturumlarla sınırlı kalmayıp iki özel saha programına da katıldı. 19 Kasım’da, dünyanın en büyük bakliyat işleyicilerinden biri olan Arbel (AGT Foods) tesislerine teknik bir ziyaret gerçekleştirildi. 21 Kasım’da ise Türkiye’nin tarımsal ihracatında stratejik öneme sahip Mersin Limanı’na bir inceleme turu düzenlendi. Bu iki gezi, Mersin’in neden sadece Türkiye için değil, küresel bakliyat ticareti için de “doğal üs” haline geldiğini somut biçimde gösterdi.

KÜRESEL BAKLİYAT PİYASASINDA YENİ DENGELER
Konferansta yapılan sunumlar, küresel bakliyat piyasasının temel fotoğrafını netleştirdi:
- Talep istikrarlı şekilde artıyor,
- Üretim coğrafyaları çeşitleniyor,
- Ticaret akışları ise politikalar ve lojistik nedeniyle yeniden şekilleniyor.
Pazarın merkezinde üç büyük “blok” ön plana çıkıyor:
Talep ve tüketim kutbu: Hindistan başta olmak üzere Güney Asya, yükselen Afrika pazarı ve MENA bölgesi,
Arz kutbu: Kanada, Avustralya, Rusya, Kazakistan, Ukrayna ve kısmen ABD,
İşleme ve yeniden ihracat kutbu: Türkiye ve özellikle Mersin
Uzmanlar, özellikle mercimek, nohudun farklı segmentleri, bakla, bezelye ve diğer bakliyat türlerinde uzun dönemli talep artışına işaret etti. Bunun arkasında:
- Nüfus artışı,
- Bitki bazlı protein ve hazır gıdaların yükselişi,
- Sürdürülebilir ve düşük karbonlu diyet arayışı gibi yapısal dinamikler bulunuyor.

HİNDİSTAN’IN BAKLİYAT AÇIĞINI KİM KAPATACAK?
Hindistan Bakliyat ve Tahıl Birliği (India Pulses and Grains Association – IPGA) Başkanı Bimal Kothari, Hindistan’ın bakliyat piyasasındaki benzersiz konumunu vurguladı. Kothari, Hindistan’ın bugün yalnızca dünyanın en büyük bakliyat üreticisi değil, aynı zamanda en büyük tüketicisi ve ithalatçısı olduğunu hatırlatarak, son on yılda üretimin yaklaşık 10 milyon ton artmasına rağmen iç talebin 31 milyon ton seviyesini aşarak yıllık 6–7 milyon tonluk yapısal bir açık yarattığını ifade etti. Hindistan’ın 2030’a kadar 38–40 milyon tonluk bakliyat talebine ulaşabileceğini belirten Kothari, bunun Kanada, Avustralya, Rusya, Kazakistan, Ukrayna ve Türkiye gibi tedarikçiler için uzun vadeli ve büyük ölçekli bir fırsat penceresi açtığını söyledi.
ARZ CEPHESİNDE REKABET
Arz tarafında sahneye çıkan isimler, özellikle mercimek, nohut ve bezelye pazarlarında rekabetçi ama kırılgan bir tablo çizdiler. Kanadalı Empros International Direktörü Deepak Rawat, Kanada’nın pek çok ülkeyle karşılaştırıldığında üretim ve planlama süreçleri son derece sistemli işleyen bir ülke olduğunun altını çizdi. Çiftçiler, brüt marj hesaplarına, ekim nöbetine ve stok maliyetine bakarak hareket ediyor ve büyük sıçramalardan kaçınıyor. Rawat’a göre, Bangladeş gibi büyük alıcılar ve Hindistan’daki güçlü iç fiyatlar sayesinde Kanadalı üreticiler görece “mutlu” ve önümüzdeki sezon ekim alanlarında %5’in üzerinde dramatik bir değişim beklenmiyor.
Singapur merkezli AgPulse Direktörü Gaurav Jain ise mercimek, nohut ve özellikle bezelye piyasasında, büyük üretici ülkeler arasında şu başlıklara dikkat çekti:
- Kanada ve Avustralya’da yüksek rekolte ve biriken stoklar,
- Kazakistan’da bakliyat üretiminde son yıllarda görülen hızlı sıçrama,
- Rusya’nın nohut ve bezelyede güçlü bir ihracat oyuncusu haline gelmesi,
- Ukrayna’nın, savaşın doğu bölgelerini etkilemesine rağmen, batı ve güneybatıdan gelen üretimle yeniden önemli bir arz merkezi olma yolunda ilerlemesi.
Kazakistan cephesinde söz alan Food Contract Corporation yöneticisi Ildar Ismagulov, ülkenin 2025 hasat yılında rekor düzeyde tahıl ve yağlı tohum üretimine ulaştığını, yüksek proteinli durum buğdayı ve kaliteli bakliyat arzıyla hem Türkiye hem de Ortadoğu pazarlarında daha görünür olmak istediklerini belirtti. Kazakistan, lojistikte Bakü-Tiflis-Kars hattı ve Türk limanları üzerinden yeni rotalar arıyor. Ukrayna tarafında ise UPSA ve diğer konuşmacılar, Ukrayna bakliyatının özellikle Hindistan ve Orta Doğu için alternatif tedarik kaynağı haline gelmesi için üretim ve ticaretin yeniden yapılandırıldığını anlattı.

JEOPOLİTİK RİSKLER
Bakliyat piyasasının geleceğini yalnızca üretim ve tüketim belirlemiyor; ticaret politikaları ve jeopolitik riskler de oyunu yeniden yazıyor. Özellikle bezelyede:
- Hindistan’ın getirdiği %30 ithalat vergisi ve dönemsel kısıtlamalar,
- Çin’in Kanada menşeli bezelye ithalatına uyguladığı yüksek gümrük vergileri,
- AB’nin Rusya ve Belarus kaynaklı bazı ürünlerde getirdiği engeller, ticaret akışlarını yeniden şekillendiriyor.
Gaurav Jain, bezelye tarafında kağıt üzerinde “dengeli” bir tablo gözükse de Hindistan ve Çin’in alım politikalarındaki küçük bir değişimin bile küresel dengeyi hızla bozabileceğine işaret etti. Bu da üretici ülkeler için risk yönetimini, ithalatçı ülkeler için ise tedarik çeşitlendirmesini zorunlu hale getiriyor.
TÜRKİYE: BAKLİYATIN İŞLEME VE DAĞITIM KORİDORU
Konferansın en güçlü anlatı hatlarından biri, Türkiye’nin –özellikle de Mersin’in– bakliyat değer zincirindeki benzersiz rolüydü. AGT Foods & Arbel Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan, Türkiye’yi “gıda koridoru” olarak tanımladı:
- Covid döneminde Türkiye’nin iç piyasada panik yaratmadan, stok yönetimi ve ihracat dengesiyle süreci yürüttüğünü,
- 1980’lerden bu yana geliştirilen dahilde işleme rejimi ve esnek gümrük altyapısının, üçüncü ülkeler üzerinden gelen ürünlerin Türkiye’de işlenip yeniden ihraç edilmesini mümkün kıldığını,
- Türkiye’nin, dünya çapındaki gıda yardımı programlarında önemli bir tedarikçi olmasının tesadüf olmadığını vurguladı.
Hüseyin Arslan
Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Özdemir ise Mersin’i, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın sayılı bakliyat merkezlerinden biri olarak tanımladı:
- Türkiye bakliyat ihracatının yaklaşık %70’inin Mersin’den yapıldığını,
- Kentte 40’a yakın mercimek fabrikası ve nohut, fasulye, bezelye, kırmızı ve yeşil mercimek işleyen 200’ün üzerinde tesis bulunduğunu,
- Türkiye’de bezelyenin neredeyse hiç üretilmemesine rağmen, yılda yüz binlerce ton bezelyenin ithal edilip işlendikten sonra üçüncü ülkelere ihraç edildiğini anlattı.
Özdemir, Türkiye’nin ithal ettiği ürünü işleyip katma değerli şekilde dünyaya satan bir ticaret modeli yürüttüğünü söyledi. Ancak aynı zamanda, yerli üretimin artırılması, genç nesiller arasında bakliyat tüketiminin teşvik edilmesi ve yüksek verimli, iklim değişikliğine dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
MERSİN’DEN DÜNYAYA MAKİNE İHRACATI
Mersin yalnızca bakliyat ticareti yapan değil, aynı zamanda bakliyat işleme teknolojisi üreten bir merkez olarak da dikkat çekiyor. AKY Technology CEO’su Uğur Akyürek, konferansataki sunumunda, yüksek kapasiteli renk ayırıcılar ve yapay zekâ destekli optik sistemlerin, ince temizleme ve eleme makinelerinin, uzaktan izlenebilen ve yönetilebilen üretim hatlarının, bakliyat ve yağlı tohum işleme tesislerini tamamen dönüştürdüğünü anlattı. Tesislerin artık uzaktan izleme ve müdahale imkanları sayesinde, arızaların anında tespit edilip giderilebildiğini, işleme tesislerinin, ham maddenin çıktığı yere yakın kurulmasının, hem hız hem de karbon ayak izi bakımından büyük avantaj sağladığını, AKY Technology’nin 88 ülkeye yalnızca makine değil, anahtar teslim tesisler ihraç ederek Türkiye’yi bir “işleme teknolojisi merkezi”ne dönüştürdüğünü anlattı.
Türk makine sektörüne dair benzer bir tabloyu, Armada Foods CEO’su Fethi Sönmez de paylaştı. Sönmez, “Türkiye bir işleme ülkesi; gücümüz, işleme kapasitemizden ve katma değer yaratmamızdan geliyor. Bu gücü korumak için, maliyetlerimizi kontrol altına almak ve otomasyona yatırım yapmak zorundayız,” diyerek teknolojik dönüşümün zorunlu olduğunun altını çizdi.
TÜRKİYE’NİN BAKLİYATTAKİ ROLÜ: ÜRETİCİ, İŞLEYİCİ, TİCARET KÖPRÜSÜ
Konferansta çizilen büyük resim, Türkiye’ye üçlü bir rol yüklüyor:
Üretici: Nohut ve mercimekte önemli bir üretici ülke; ancak mevcut kapasitesinin altında üretim yapıyor.
İşleyici: Yüksek teknolojiye dayalı tesisleriyle, ithal ürünü işleyip ambalajlayarak katma değerli hale getiriyor.
Ticaret köprüsü: Mersin ve diğer limanları üzerinden, Karadeniz’den gelen ürünleri Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya pazarlarına taşıyan bir lojistik ve ticaret koridoru.
Bu rol, aynı zamanda bir sorumluluk da getiriyor. Hem Hüseyin Arslan hem Abdullah Özdemir, Türkiye’nin:
- Kendi bakliyat üretimini artırmak,
- Genç nesilleri bakliyat tüketimine yeniden kazandırmak,
- Bitki bazlı protein ve “tüketime hazır” bakliyat ürünlerinde dünyaya örnek olacak yeni markalar geliştirmek zorunda olduğuna vurgu yaptılar.
Mehdi Eker
BAKLİYATIN GELECEĞİ
AgroFoodSummit 2025’teki tartışmalar, bakliyatın geleceğine dair ortak bir noktada buluştu: Bakliyat, artık yalnızca “geleneksel bir gıda grubu” değil;
- Bitki bazlı protein devriminin omurgası,
- İklim dostu tarım ve düşük karbonlu diyetlerin temel bileşeni,
- Gelişmekte olan ülkelerde ucuz ve erişilebilir protein kaynağı,
- Gelişmiş pazarlarda ise inovatif gıda ürünlerinin (protein barlar, et alternatifleri, hazır vegan yemekler) hammadde kaynağı.
Konferansta konuşan birçok isim, küresel nüfus artışı, iklim değişikliği, su kıtlığı ve et üretiminin çevresel maliyetleri göz önüne alındığında, bakliyatın stratejik öneminin daha da artacağı konusunda hemfikir. Bu tablo, Türkiye ve Mersin için de net bir mesaj içeriyor:
- Üretim tarafında: Verimliliği yüksek, iklime dayanıklı çeşitlere yatırım,
- İşleme tarafında: Otomasyon, enerji verimliliği ve teknoloji ihracatı,
- Ticaret tarafında: Lojistikte yeni koridorlar, tedarik çeşitlendirmesi ve gıda güvenliğini merkeze alan uzun vadeli işbirlikleri.

AgroFoodSummit 2025, tüm bu başlıkları aynı masada buluşturarak, Mersin’i bakliyatın geleceğinin tartışıldığı küresel bir kavşak haline getirdi.
Foto6: Hüseyin Arslan, konferansın açılışında, Mersin–Yumuktepe’nin 9 bin yıllık tarımsal mirasını anlatarak, bölgede bulunan M.Ö. 6000’e ait bir sepetçi kadının mercimek kabının birebir replikasını sahnede tanıttı. Anadolu’nun bakliyat yolculuğunu simgeleyen bu özel kap, konferansın anısına katılımcılara hediye edildi.
Mersin, Hindistan–Ukrayna bakliyat ortaklığının imza adresi oldu
Mersin’deki AgroFoodSummit 2025 kapsamında, Hindistan Bakliyat ve Tahıl Birliği (India Pulses and Grains Association – IPGA) Başkanı Bimal Kothari ile Ukrayna Bakliyat ve Soya Birliği (Ukraine Pulses and Soybean Association – UPSA) Başkanı Antonina Sklyarenko, bakliyat alanındaki işbirliğini derinleştirmeyi hedefleyen bir mutabakat zaptına imza attı. Mutabakat, ikili ticaretin artırılmasını, Ukrayna bakliyatının Hindistan pazarındaki varlığının genişletilmesini ve araştırma, piyasa analizi ile bakliyat tüketiminin teşviki konularında ortak çalışmalar yürütülmesini sağlayarak iki ülke arasındaki tedarik zincirlerini güçlendirmeyi amaçlıyor.
