BLOG

Küresel tahıl piyasalarında jeopolitik satranç

27 Kasım 202513 dk okuma

Global Grain Geneva 2025 konferansında yapılan tartışmalar, küresel tahıl piyasalarında rekor üretim ve yüksek stoklara rağmen asıl mücadelenin artık başka alanlara kaydığını gösterdi: jeopolitik, finans ve teknoloji. Günümüzde fiyatlar ve ticaret akışları yalnızca hava koşulları ve stok seviyeleriyle değil; yaptırımlar, sübvansiyon politikaları ve ani devlet kararlarıyla belirleniyor. Karadeniz hattı baskı altında, Latin Amerika ihracatta daha fazla öne çıkıyor, dijital çözümler ticaret için neredeyse zorunlu hale geliyor, sermaye ise giderek daha seçici davranıyor. Bu piyasa ortamında ayakta kalmak, jeopolitik, finansal ve teknolojik riskleri ne kadar iyi yönetebildiğinize bağlı.

Kasım aylarında Cenevre, küresel tahıl ve yağlı tohum ticaretinin nabzının attığı şehir haline geliyor. Bu yıl 24’üncüsü düzenlenen Global Grain Geneva (GGG) konferansına 60’tan fazla ülkeden 600’ün üzerinde delege katıldı. Tahıl tüccarları, değirmenciler, üreticiler, yatırımcılar, lojistik uzmanları ve politika yapıcılar üç gün boyunca ana salon ve yan oturumlarda yoğun tartışmalar yürüttü. Arz–talep projeksiyonlarından navluna, finanstan yaptırımlara ve dijitalleşmeye uzanan başlıklarda hâkim görüş netti: tarım emtia piyasalarında “kolay sinyaller” dönemi bitti; gelecek, piyasa temelleri ile jeopolitik, sermaye ve dijitalleşmenin kesişim noktasında şekillenecek.

Konferansın özel medya ortağı olan Değirmenci Dergisi, tüm programı izleyerek öne çıkan kritik başlıkları sizler için derledi.

BUĞDAYDA ‘BOLLUK’ ANLATISI MERCEK ALTINDA

Büyük ilgi gören açılış konuşmasında SovEcon CEO’su Andrey Sizov, dünyanın buğdaya boğulduğu yönündeki yaygın algıyı sorguladı. Sizov’a göre küresel hasat büyük; ancak tüketim de güçlü seyrediyor ve büyük ihracatçılar arasındaki ihracata konu edilebilir miktar, “bolluk anlatısı”nın işaret ettiğinden çok daha kısıtlı. Başlıca ihracatçılar için stok/kullanım oranları yaklaşık %12 seviyesinde; bu da piyasada gerçekten “aşırı arz” olduğu dönemlere kıyasla tarihsel olarak düşük bir oran.

Sizov’a göre, son dönemdeki fiyat hareketleri de piyasadaki düşüş yanlısı beklentilerle pek örtüşmüyor. Rus uzman, Ekim ayı başında dergimize röportaj verdiğinde CBOT buğday vadeli işlemler fiyatı bushel başına yaklaşık 5 dolar seviyesindeydi ve oynaklık çok yıllık diplerdeydi; birkaç hafta içinde vadeli fiyatlar yaklaşık %10 yükseldi, volatilite yaklaşık %50 arttı, Karadeniz ve Avrupa FOB fiyatları yukarı döndü.

Sizov’un alıcılara mesajı netti:

  • Karadeniz FOB buğdayda 200–250 USD/ton bandı, çöken bir piyasa değil, dengeli bir arz–talep yapısına işaret ediyor.
  • Stok–fiyat ilişkisine dair uzun dönemli modellere bakıldığında “adil değer”e daha yakın seviyenin 250 USD/ton FOB olduğu; ABD buğdayında ise 5 doların altındansa 5,50 USD/bu civarının daha rasyonel görünüyor.
  • Fiyatların 220–225 USD/ton bandına gerilemesi, jeopolitik risklerin Karadeniz kaynaklı risk primini yeniden yukarı çekebileceği göz önüne alındığında, ithalatçılar ve değirmenciler için önemli bir alım fırsatı olarak görülebilir.

Bu tablonun merkezinde ise yine Rusya var. Ülke genel olarak “nispeten iyi” bir ürün aldı; ancak ihracatın kalbi olan güney bölgelerinde kuraklık, son 10 yılın en düşük verimlerini getirdi. Sibirya ve Volga’daki yüksek rekolte ise limanlara uzaklığı nedeniyle ihracata kolayca yönlendirilemiyor. İç bölgelerde stoklar ağır görünürken, liman çevresinde arzın sıkı olması; sezon başındaki yavaş ihracatı ve talep toparlanırken daha düşük değil, daha yüksek fiyatlarla ivme kazanan sevkiyatları açıklıyor.

SovEcon’un 2026 sezonuna ilişkin ilk Rusya buğday üretimi tahmini 83,8 milyon ton. Bu rakam, 2025’e kıyasla yaklaşık 4 milyon ton daha düşük. Ekim alanını sınırlayan vergi politikası ve daralan ilkbahar buğdayı ekimi, bu gerilemede önemli rol oynuyor.

Sizov’un projeksiyonunda Çin de büyük yer tutuyor. Çin’in tahıl üretimi dört yılda yaklaşık 50 milyon ton artarken, nüfus düşüş eğilimine girdi; kişi başına et tüketimi yataya döndü ve yem verimliliği iyileşti. Bu kombinasyon, daha yüksek bir kendine yeterlilik oranına ve zamanla daha düşük ithalat ihtiyacına işaret ediyor. Bu durum, piyasanın görmezden gelemeyeceği yapısal bir değişim.

TİCARET SAVAŞINDAN SÜBVANSİYON SAVAŞINA: TAHILDA JEOPOLİTİK DENGE ARAYIŞI

Sizov buğday arzı anlatısını sorgularken, Rabobank Tarım Emtia Piyasa Araştırma Direktörü Carlos Mera ise fiyat oluşumuna bakışın bizzat değişmesi gerektiğini savundu. “Tarım Piyasalarını Ne Hareket Ettiriyor: İklim, Teknoloji ve Küresel Şoklar” oturumunda konuşan Mera, artık hiçbir ciddi piyasa görünümünün jeopolitik olmadan başlayamayacağını söyledi.

ABD ile Çin arasındaki çekişme, soya fasulyesi, tahıllar ve kakao, kahve, şeker gibi tarımsal emtialarda ticaret akışlarını şimdiden yeniden yazmış durumda. Mera, ABD’nin Çin’e soya fasulyesi ihracatının Mayıs–Ekim döneminde fiilen durma noktasına geldiği dönemlere dikkat çekti; bir zamanlar dünyanın en öngörülebilir ticaret koridorlarından biri için çarpıcı bir kırılma. Kolza tohumu, şeker ve hatta Brezilya kahve ihracatı bile tarifeler ve değişen ittifaklardan etkileniyor.

Mera’ya göre klasik “ticaret savaşı” artık bir “sübvansiyon savaşına” evrilmiş durumda. Örneğin:

  • Daha cömert bir ABD Çiftlik Yasası (Farm Bill),
  • Brezilya’nın, etanol karışım oranlarını artırarak çiftçileri desteklemesi,
  • Arjantin’in ihracat vergisi indirimleri denemeleri,

politika yapıcıların, düşük fiyatların üretimde yaratması beklenen normal arz reaksiyonunu tamponlayıp bastırmasına örnek teşkil ediyor. Buna rağmen, nispeten zayıf uluslararası fiyatlara karşın; özellikle Kuzey ve Güney Amerika’da kritik ihracatçı bölgelerde ekim alanları korunuyor ya da genişliyor.

Tahıl ve yağlı tohumlar açısından bunun anlamı:

  • Ticaret akışları, hava durumu kadar politika kaynaklı dalgalanmaya açık olmaya devam edecek.
  • Tarım, giderek büyük stratejik rekabetlerde bir piyon haline geliyor ve ana pazarlara erişim, çok az uyarıyla geri çekilebiliyor.
  • Sübvansiyonlar, ekim alanı ve fiyatların “normalde” nasıl tepki vermesi gerektiğini bozuyor; klasik döngü analizlerini zorlaştırıyor.


REKOR ÜRETİM, DAHA DÜŞÜK FİYATLAR AMA KIRILGAN TALEP

Mera’nın jeopolitik merceğini tamamlayan bir sunumda, Areté Piyasa Analisti Carlotta De Pasquale, küresel hububat piyasasını rekor üretim, gerileyen fiyatlar ve dalgalı talep başlıklarıyla özetledi. Mevcut sezonda dünya mısır, buğday ve pirinç tüketimi, 2022’de (buğday ve mısır için) ve 2023/24’te (pirinç için) görülen zirvelerden gerileyen fiyatların da etkisiyle, tarihinin en yüksek seviyelerine ulaşacak. Daha ucuz tahıl, kullanımın artmasını teşvik ediyor; ancak makroekonomik rüzgâr karşıdan esiyor:

  • Euro Bölgesi büyümesinin önümüzdeki dönemde %1’in az biraz üzerinde kalması bekleniyor.
  • Çin’in GSYH artışının ise gelecek yıllarda %4 civarında seyretmesi öngörülüyor; 2000’li yıllardaki çift haneli oranlardan çok uzak.

Bu ortamda, De Pasquale’ye göre, ticaret ve makro başlıkları piyasaları klasik arz–talep güncellemeleri kadar kolay oynatabiliyor. ABD’deki belirsizlik kaynaklı daha güçlü bir euro, Avrupa’nın mısır ve makarna­lık buğday (durum) ithalat maliyetleri üzerinde baskı yaratıyor. Olası bir ABD–Çin ticaret anlaşmasına dair spekülasyonlar, yakın dönemde soya fasulyesinde bir ralli tetikledi ve bu hareket, ABD hasadı ve veri takviminin hassas bir döneminde mısır ve buğdaya da taşındı.

Arz tarafında ise tablo daha rahatlatıcı. Mısır, buğday ve pirinçte küresel hasatların rekor düzeylere ilerlediğini belirten De Pasquale, bunun 2022’de görülen türden aşırı, arz kaynaklı fiyat şoklarının olasılığını azalttığını vurguladı. Buna karşın açık kalan büyük sorular şunlar:

  • Kırılgan küresel ekonomide talep nasıl evrilecek?
  • İklim riski ve teknoloji nasıl etkileşecek? Yeni genetik materyaller, yapay zekâ destekli araçlar ve daha iyi agronomi uygulamaları verimleri yukarı iterken; aşırı hava olayları hala üretimi sekteye uğratma potansiyeli taşıyor.

Bu tabloda da Çin, yine kilit aktörlerden biri. Beklenenden güçlü bir toparlanma, navlun, enerji ve tahıl piyasalarını hızla sıkılaştırabilir. Öte yandan gerçek anlamda daha yüksek bir gıda kendine yeterliliğine yöneliş, ithalat desenlerini baştan aşağı değiştirebilir.

MENA BÖLGESİNDE TAHIL OYUNU DEĞİŞİYOR

Cenevre’deki tartışmalar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi açısından somut bir anlam taşıyordu. Risk yönetimi uzmanı Sadar Abdul Rasheed, bölgedeki gıda arzının yaklaşık %70’inin ithalatla karşılandığını hatırlatarak, perakende marjların son derece ince olduğu ve politik hassasiyeti yüksek tüketici fiyatları nedeniyle işleyiciler ve tüccarların maliyet artışlarını yansıtmak için çok dar bir alana sahip olduğunu vurguladı. Onun deyimiyle, MENA’da hayatta kalmak fiyat gücüyle değil, risk çerçeveleriyle mümkün:

  • Volatilite savaş, hava koşulları, navlun ve spekülatif akımlardan kaynaklanıyor.
  • Türev piyasalar – öncelikle vadeli işlemler, seçici olarak opsiyonlar – hammadde maliyetlerini istikrara kavuşturmak için vazgeçilmez.
  • Çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterleriyle entegre, yapay zekâ destekli sağlam bir risk yönetim sistemi ve modern CTRM/ETRM platformları (emtiaya ve enerjiye dönük ticaret ve risk yönetim platformları), artık lüks değil zorunluluk.

Rasheed, bir sonraki sınır olarak; yapay zekânın, coğrafi bilgi sistemleri (GIS) verilerinin ve onlarca yıllık hava/ toprak kayıtlarının birlikte kullanıldığı modelleri gösterdi. Bu sayede ürün uygunluğu, iklim şokları ve sel desenleri daha iyi tahmin edilebilecek; bu öngörüler ekim kararlarına, sigorta ürünlerine ve özellikle kooperatifler çatısı altında örgütlenen küçük üreticiler için erken uyarı sistemlerine entegre edilebilecek.

MENA ithalatçılarına odaklanan panelde ise Golden Wheat for Grain Trading CEO’su Malak Al Akiely ve ARASCO Tahıl Tedarik Birimi Başkanı Mohammad Alam, tartışmaya stratejik bir katman ekledi. Bölgedeki görece sakinlik döneminin; silo, liman, demiryolu, değirmenler, dikey entegrasyon projeleri ve tarım-gıda değer zincirinde egemen fonların artan rolü gibi alanlarda yatırım dalgasını tetiklediğini anlattılar. Panelden öne çıkan başlıklar:

  • Barış ortamı, risk primlerini aşağı çekti ve vize süreçlerinden gümrük işlemlerine kadar “iş yapma kolaylığını” belirgin şekilde iyileştirdi.
  • Suudi Arabistan, tahıl tedarikini daha büyük ve merkezi yapılarda konsolide ederken; un sanayinde özelleştirme hamleleriyle alım gücünü ve verimliliği artırıyor.
  • Ürdün, Suudi Arabistan ve genel olarak Körfez/Levant hattı; gelişen altyapı ve dijital liman sistemleri sayesinde lojistik ve re-export (yeniden ihracat) merkezi olma hedefiyle konumlanıyor.

Buna karşın, her iki konuşmacı da MENA’nın hâlâ son derece fiyat hassas bir bölge olduğunu vurguladı. ARASCO gibi yem alıcıları için menşe seçimi hâlâ fiyattan başlıyor; ancak jeopolitik, yaptırımlar ve bankacılık kısıtları nedeniyle, navlun öncesinde dahi Karadeniz mısırının Güney Amerika alternatiflerinden daha pahalı hale gelmesi an meselesi olabiliyor.

Panel, yetenek ve kapsayıcılık konularına da değindi. Dijital beceriler, ticaret pozisyonları için giderek vazgeçilmez hale gelirken; daha birkaç yıl önce bölgenin bazı kesimlerinde düşünülemeyecek düzeyde artan kadın istihdamı – özellikle tedarik ve risk yönetimi ekiplerinde – karar alma kültürünü şimdiden değiştirmeye başlamış durumda.

TAHIL TEDARİK ZİNCİRİNDE FİNANSMAN SIKIŞMASI

MENA ithalatçıları oynaklıkla mücadele ederken, tahıl zincirindeki daha küçük oyuncular için asıl mesele çoğu zaman daha temel: sermayeye erişim. “Sıkılaşan Sermaye Koşullarında Tahıl Ticaretinin Finansmanı” oturumunda, ticaret finansmanı uzmanı Jean-François Lambert, daha kutuplaşmış ve bölgeselleşmiş bankacılık sisteminin, büyük çokuluslu şirketlerle orta ölçekli firmalar arasındaki farkı nasıl açtığını anlattı. Öne çıkan noktalar:

  • 2008 sonrası düzenlemeler, bankaların daha az varlığa karşı daha fazla sermaye tutmasını zorunlu kıldı; bu da birçok bankayı küresel ağlarını küçültüp çekirdek pazarlarına odaklanmaya itti.
  • 2020’den bu yana jeopolitik gerilimler bu bölgeselleşmeyi hızlandırdı; bir zamanlar “dünyanın yerel bankaları” diye anılan birçok kurum, fiilen bölgesel oyuncuya dönüştü.
  • Ticaret hacmi (değer olarak) yaklaşık 24 trilyon dolar seviyesinde büyümeye devam ederken, ticaret finansmanı bunun ancak 5–6,3 trilyon dolarını destekleyebiliyor. Ortaya çıkan 2,5 trilyon dolarlık ticaret finansmanı açığı, gerçek anlamda finanse edilemeyen işlemler anlamına geliyor. 

Tarım piyasalarında, ihracatçı ülkelerdeki kooperatifler ve ihracatçılar; yerel bankalar açısından hâlâ döviz girdisi sağlayan cazip müşteriler. Ancak bu finansman hem daha pahalı hem de daha kısıtlı. Gelişmekte olan pazarlardaki küçük ithalatçı ve işleyiciler, söz konusu finansman olduğunda genellikle en sona kalan grup oluyor.

Lambert, tedarik zinciri finansmanının yükselişini kısmi bir çözüm olarak gösterdi. Büyük ticaret şirketleri, işleyiciler ve perakendeciler; tedarikçilerine ve müşterilerine avans ödemeleri ve yapılandırılmış vadeler sunarak zincirin belirli halkaları için “yeni banka” rolünü üstleniyor. Ancak bu sermaye daha çok güçlü değer zincirlerinde yoğunlaşıyor; zayıf halkalar hâlâ yetersiz finansmanla karşı karşıya. ESG ve uyum kuralları da ek bir süzgeç oluşturuyor; kimi zaman en fazla finansmana ihtiyaç duyan bölge ve oyuncuların imkanlarını istemeden daraltıyor.

DİJİTAL ÇAĞDA TAHIL TİCARETİ

Temeller ve finansman başlıklarının ötesinde, GGG 2025, dijital araçların tahıl ticaretinde günlük iş yapış biçimlerini nasıl dönüştürdüğünü de gözler önüne serdi. GAFTA’dan June Arnold’un moderatörlüğünü üstlendiği “Dijital Çağda Tahıl: Ticaret, Teknoloji ve Uygulamanın Geleceği” panelinde, ticaret, deniz taşımacılığı ve dijital platform temsilcileri; sloganlardan çok pratik değişimlere odaklandı.

Ticaret cephesinde, CHS Tedarik Zinciri ve Ticaret Uygulama Kıdemli Direktörü Adam Leclerc, şirketinin iç süreçleri haritalandığında, elle yapılan basit belge kontrol işlemlerinin yaklaşık 30 dakika sürdüğünü; otomatik iş akışlarıyla bunun 30 saniyeye indirilebildiğini anlattı. Kazanç yalnızca hız değildi; aynı zamanda çalışanların istisna ve karmaşık dosyalara yönlendirilebilmesi ve ek istihdam gerekmeden daha yüksek hacimlerin yönetilebilmesi anlamına geliyor.

Leclerc, kültür boyutuna özellikle vurgu yaptı: Dijitalleşme, firmalar problemi tanımlamadan yazılım satın almaya kalktığında başarısız oluyor. Sürekli iyileştirme rutini, ön saflardaki çalışanların sürece dahil edilmesi ve hatalardan öğrenmeye alan tanıyan bir yaklaşım; “değişim yorgunluğu”nu önlemek ve araçların yeni nesilleriyle birlikte iteratif bir dönüşüm sağlamak için şart. Ayrıca düzenleyici baskılar ve müşteri talepleri nedeniyle dijital ekosistemlere katılımın, rekabet avantajı olmaktan çıkıp, temel giriş şartına dönüşeceğini öngörüyor.

Deniz taşımacılığı tarafında BIMCO (Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi) Dijitalden Sorumlu Başkan ve Ürünler Direktörü Grant Hunter, elektronik konşimentoların (eBL) halihazırda nerede anlamlı biçimde kullanıldığını – özellikle milyonlarca konşimentonun üretildiği liner taşımacılıkta – ve dökme yük tarafında nasıl geriden gelindiğini anlattı. Çin’e giden demir cevheri sevkiyatlarının %25’ini eBL’ye taşımayı hedefleyen dört büyük madencilik şirketinin bu hedefe planlanandan önce ulaşması, geniş ölçekli benimsemenin mümkün olduğunu gösteriyor. Malezya’dan verilen bir örnekte ise yılda 10 bini aşkın konşimento düzenleyen bir taşıyıcının, yaklaşık 100 gün gibi kısa bir sürede %100 kağıtsız sürece geçmesi dikkat çekti.

Covantis Ticari Direktörü Sorin Albeanu, konuyu altyapı perspektifinden genişletti. e-Phyto sertifikalarının bugün yaklaşık 100 ülkeyi birbirine bağladığını ve 100 binden fazla sertifikanın elektronik ortamda işlendiğini; Avrupa, Birleşik Krallık, Çin, Avustralya ve Hindistan gibi pazarlarda elektronik ticaret belgelerine tam yasal geçerlilik tanıyan yeni mevzuatların yürürlüğe girdiğini hatırlattı. ICC gibi kuruluşlar, farklı platformların birbirleriyle konuşabilmesini sağlayacak veri standartları üzerinde çalışıyor. Albeanu, yasal zemin, ağlar ve platformlar gelişmeye devam ettiği takdirde, önümüzdeki beş yıl içinde küresel tahıl ve yağlı tohum ticaretinin %50’sinin tamamen elektronik dokümantasyonla yürütülebileceğini tahmin ediyor.

Yapay zekâ, şimdilik ağırlıklı olarak “otomasyon” aşamasında – yapılandırılmamış belgelerden veri çıkarma, tutarsızlıkları işaretleme gibi işlerde kullanılıyor. Ancak zaman içinde karar destek alanına doğru evrilmesi bekleniyor. Tüm panelistler, insan uzmanlığının bu dönüşümün merkezinde kalacağı konusunda hemfikir.

KARADENİZ BUĞDAYINA KARŞI LATİN AMERİKA VE AVUSTRALYA

Karadeniz tahıl dinamikleri, konferansın birçok oturumunda tekrar tekrar gündeme geldi. Fastmarkets’ten Masha Belikova, Avrupa’dan Avustralya’ya geniş bir coğrafyada buğday üretiminin güçlü olduğu; buna karşın talebin beklenildiği kadar hızlı devreye girmediği bir tablo çizdi. Kritik alıcılar için ithalat temposu yavaş; Türkiye, Mısır ve Vietnam gibi ülkelerin resmi projeksiyonları ise bazı senaryolarda fazla iyimser kalabilir.

Ukrayna’da bu sezon buğday rekoltesi, geçen yıla göre biraz daha iyi. Ancak asıl soru işareti kalite tarafında. Ürünün önemli bir bölümü yüksek protein gösterirken, özellikleri yemlik buğdaya yakın seyrediyor. Bu durum, tüccarları daha fazla harmanlama yapmaya zorlarken “temiz” yemlik buğdayı görece kıt hale getiriyor. İhracat akışı, önceki savaş yıllarına kıyasla daha iyi olsa da geçen yılın gerisinde; yaklaşık 10 milyon tonluk ilave ihracat potansiyeli bulunuyor. Varış noktaları da değişiyor: İspanya, Ukrayna buğdayından çok daha az alırken, Cezayir öne çıkan alıcılardan biri haline geldi.

Rusya cephesinde ise, işgal altındaki bölgeler dahil edildiğinde yaklaşık 94 milyon tonla tarihin en yüksek üçüncü buğday mahsulü söz konusu; ancak kotalar ve lojistik kısıtlar nedeniyle ihracat, geçen yılki seviyelerin gerisinde.

Belikova, rekabet ortamındaki büyük değişimi şu sözlerle özetledi: Latin Amerika – özellikle Arjantin – ve güçlü Avustralya mahsulü, navlun avantajlarıyla birlikte pazar payı kazanıyor. Karadeniz buğdayı, özellikle Uzak Doğu’ya yapılan uzun mesafeli sevkiyatlarda fiyat bazında rekabet etmekte zorlanıyor. Şimdilik Karadeniz orijini, Türkiye ve Akdeniz’in bazı kesimleri gibi yakın pazarlara karşı en rekabetçi seçenekken; Latin Amerika ve Avustralya, Kuzey Afrika ve Asya’da daha derine nüfuz ediyor.

BAKLİYAT PİYASASINDA İNCE DENGE

Uluslararası Tahıl Konseyi (IGC) Direktörü Arnaud Petit’nin yönettiği son panel ise Asya-Pasifik bölgesinin küresel protein ve bakliyat ticaretinde yeni ağırlık merkezi haline gelişini masaya yatırdı. Hindistanlı agroteknoloji girişimcisi Deepak Pareek, ülkesinde bugün yaklaşık 27 milyon hektar alanda bakliyat ekildiğini; üretimin 25,3 milyon ton civarında olduğunu, ihtiyaç duyulan miktarın ise yaklaşık 27 milyon ton olduğunu söyledi. Verim artışları gerçek; ancak demografi ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim, Hindistan’ın orta vadede net ithalatçı olarak kalacağını gösteriyor. Pareek, 10 yıl sonra dahi 2–3 milyon tonluk bir ithalat seviyesinin masada olabileceğini belirtti.

Bu yapısal açık, Hindistan’ı güçlü ama zaman zaman öngörülmesi zor bir oyuncuya dönüştürmüş durumda. Gümrük vergileri ya da ithalat kurallarındaki değişiklikler, Avustralya ve Kanada’dan Doğu Afrika’ya kadar geniş bir yelpazede dalgalanma yaratıyor. Pareek, Hindistan talebiyle hızla büyüyen Afrika bakliyat üretiminin; politika ters yönde döndüğünde birdenbire aşırı arz ve çöken fiyatlarla sarsıldığını örnek gösterdi.

Avustralya’dan Andrew Whitelaw, ülkenin bazı bölgelerinde bakliyat üretiminde adeta bir ‘patlama’ yaşandığını, iyi fonlanan tahıl araştırma kuruluşlarının da bu dönüşümü güçlü biçimde desteklediğini vurguladı. Whitelaw, ekstra 500 bin hektarlık ekim artışının bile piyasayı kolayca aşırı arz bölgesine itebileceği uyarısında bulundu. Avustralya’nın rekabet gücü, AB’de çiftçi gelirinin yaklaşık %12’sini oluşturan sübvansiyonlar yerine, çiftçi gelirinin yalnızca %1’inden az bir paya denk gelen destekler, yüksek su kullanım verimliliği ve güçlü agronomi uygulamaları üzerine kurulu.

Sonuç olarak Global Grain Geneva 2025, küresel tahıl piyasalarının yalnızca rekolte ve stok tablolarıyla değil; jeopolitik gerilimler, finansman mimarisi ve hızla gelişen dijital altyapıyla birlikte okunması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Değirmenciler ve tahıl ticaretiyle uğraşan şirketler için asıl soru artık ‘fiyat nereye gider?’ değil; bu çok katmanlı risk ve fırsat haritasında nerede, hangi araçlarla pozisyon alacaklarıdır.

Piyasa Analizi Kategorisindeki Yazılar
08 Kasım 202212 dk okuma

Buğday stratejik bir ürün, her hâlükârda üretimini artırmalıyız

23 Mayıs 20224 dk okuma

IGC, dünya tahıl ihracatı tahminini 9 milyon ton düşürdü