İbrahim OĞUZ
Yönetim Kurulu Başkanı
AgriFin Tarım Finans Araştırmaları A.Ş.
İran, ABD ve İsrail arasındaki savaş küresel dengeleri sarsmayı sürdürürken, Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, yükselen enerji maliyetleri ve lojistik aksaklıklar gıda güvenliği üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu analiz, savaşın kısa, orta ve uzun vadede tahıl üretimi, ticareti ve gıda güvenliği üzerinde doğurabileceği olası sonuçlara, ayrıca Türkiye ekonomisi ile un sanayisinin karşı karşıya kalabileceği risklere ışık tutuyor.
Bu makale kaleme alındığında, İran ile ABD-İsrail eksenindeki çatışmalar dördüncü gününe girmiş bulunuyordu. Savaşın hangi boyuta evrileceği ve ne kadar süreceği konusundaki belirsizlik ise ciddiyetini koruyor. Bu noktada akıllara pek çok soru geliyor: İran bu denli büyük bir askeri baskıya ne kadar direnebilir? Mevcut kapasitesi nedir? Rusya ve Çin gibi müttefik güçler mevcut koşullarda İran’a ne ölçüde destek verebilir?
İran, savaşın üzerindeki yıkıcı etkisini hafifletmek ve uluslararası kamuoyunda baskı oluşturmak adına tüm stratejik kozlarını kullanıyor. Bu bağlamda, ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde füze saldırıları düzenlerken; diğer yandan küresel ticaretin can damarı olan Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini tehdit ediyor. Bu tehditler fiili bir engellemeye dönüşmese bile, lojistik ve sigorta sektörleri "olası riskleri" şimdiden fiyatlamış görünüyor.
Savaşın tarafları arasında ise belirgin bir amaç çatışması hakim: ABD, süreci uzatmadan istediği stratejik sonucu almayı hedeflerken; İsrail tarafı önüne çıkan bu fırsatı, İran’da rejim değişikliğini tetikleyecek kadar uzun bir sürece yaymakta beis görmüyor. Bu amaç farklılığı, krizin kısa sürede çözüme kavuşamayacağı kaygısını besliyor ve dünya ekonomisinde kalıcı, şiddetli sarsıntılar yaşanabileceği endişesini artırıyor.
SAVAŞIN SEYRİNE DAİR MEVCUT TESPİTLER
Bugüne kadarki gelişmeler ışığında bazı tespitleri görmezden gelmek mümkün değildir. ABD ve İsrail’in beklediği gibi İran’da bir halk ayaklanmasının işaretleri şimdilik görülmüyor. Böyle bir ayaklanmanın ortaya çıkması ise İran’da büyük bir iç savaş olasılığını güçlendirebilir. Bir diğer tespit de ABD ve İsrail’in geniş çaplı bir kara savaşına girmesinin pek olası görünmemesidir. Bununla birlikte, bugün kimsenin güçlü bir ihtimal olarak görmediği nükleer silah kullanımı riski de savaşın uzaması ve özellikle İsrail tarafında yaşanabilecek kayıpların artması durumunda göz ardı edilmemelidir.
Bu aşamada sağlıklı tespitler yapılabilmesi; savaşın kısa, orta veya uzun vadeye yayılması, savaşan tarafların sayısının artması, çatışmanın boyut değiştirmesi ve Rusya ile Çin gibi İran üzerinde ekonomik menfaatleri bulunan ülkelerin tutumu gibi birçok faktöre bağlıdır. Görünen o ki, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi ülkelerden, sürecin sonucuna doğrudan etki edecek güçlü bir müdahale şimdilik beklenmiyor.

TAHIL ÜRETİMİ VE TİCARETİNDE SENARYOLAR
Savaşın tahıl üretimi, ticareti ve gıda güvencesi üzerindeki etkilerini sağlıklı biçimde analiz edebilmek için yukarıda değinilen olasılıkların kısa, orta ve uzun vadeli sonuçları birlikte değerlendirilmek ve buna göre alternatif projeksiyonlar yapılmak zorundadır.
Söz konusu savaşın ilk etkisinin petrol arzı üzerinde hissedilmesi beklenmektedir. Buradaki can alıcı soru, savaşın ne kadar süreceğidir: Çatışma birkaç gün mü sürecek, yoksa aylarca mı devam edecektir? Öte yandan, savaşta tıpkı Irak savaşında olduğu gibi petrol kuyularının hedef alınıp alınmayacağı da bilinmemektedir. Çatışmanın, Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi uzun süreli bir bataklığa dönüşme ihtimali ne kadar mümkündür? Körfez ülkeleri üzerinden bakıldığında, böyle bir olasılık tamamen dışlanamaz.
Savaş bir ay gibi kısa bir süre içinde sona ererse, mevcut konjonktür nedeniyle tahıl üretimi üzerinde belirgin bir olumsuz etki yaratmayabilir. Ancak süreç uzarsa, üretim maliyetleri kaçınılmaz olarak etkilenecektir. Petrol fiyatları artacak, buna bağlı olarak gübre fiyatları yükselecek ve birim maliyetler çok hızlı şekilde tırmanacaktır.
Savaşın kısa vadede en olumsuz etkisi ise tahıl ticareti, lojistik akış ve gemi sigorta giderleri üzerinde görülecektir. Lojistikte aksamalar yaşanması ve sigorta maliyetlerinde çok hızlı artışlar meydana gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
Savaşın bir ay ile bir yıl arasında uzaması durumunda petrol fiyatları tarihî zirvelere ulaşabilir. Böyle bir senaryoda dünya ekonomisinin resesyona girme ihtimali yüksek görünmektedir. Körfez ülkelerinde, her ülkenin stok durumuna göre değişmekle birlikte, tahıl krizleri yaşanması muhtemeldir.
TÜRKİYE VE UN SANAYİCİLERİ İÇİN KRİTİK UYARI
Türkiye’de ise un ihracatının azalmasına bağlı olarak iç piyasada daralma ve pazar sıkışması beklenebilir. Özellikle ana pazarları Körfez ülkeleri olan un sanayicileri ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Körfez ülkelerinde gıda güvencesine ilişkin aksaklıklar yaşanabilir; lojistik maliyetler artarken, alternatif lojistik arayışları da çoğalabilir.
Savaşın uzaması halinde İran’da ciddi bir açlık, gıda krizi ve insani kriz yaşanması da kuvvetli bir ihtimaldir. Çünkü İran’da üretimde ciddi aksama olması durumunda, ülkenin gıda tedarikini sürdürebileceği seçenekler sınırlıdır ve Türkiye dışında çok az komşu ülke bu açığı telafi edebilecek kapasiteye sahiptir.
En kötü senaryo ise savaşan tarafların sayısının artması, savaşın yıllarca sürecek şekilde uzaması ve hatta kara savaşlarına evrilmesidir. Bu bağlamda, Kuzey Irak’taki Kürt grupların kışkırtılabileceğine dair endişeler de dile getirilmektedir.
Bu senaryonun bir ileri aşaması; Suudi Arabistan, Katar, BAE ve Kuveyt gibi ülkelerin doğrudan kara savaşına dahil olması anlamına gelir ki, bu olasılık hiçbir devlet açısından akılcı bulunmamaktadır.
Fiziksel savaşın yanı sıra algı savaşları da sürmektedir. Şimdilik savaşan tarafların hiçbirinde geri adım atılacağına işaret eden belirgin emareler görülmemektedir. Bu da sektörel bazda sağlıklı tahminler yapmayı zorlaştırmakta, belirsizlik perdesinin henüz aralanmadığını göstermektedir.
Türkiye açısından en kötü senaryo, İran’da bir iç savaşın başlamasıdır. Böyle bir durumda Türkiye hem ekonomik olarak etkilenecek hem de büyük göç dalgalarıyla sarsılma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Savaş, hiçbir ülke ve hiçbir halk için arzu edilen bir durum değildir. Bu nedenle Atatürk’ün de dediği gibi, “Yurtta sulh, cihanda sulh” en büyük temennimizdir.
Umarız bu savaş kısa sürede sona erer ve İran ile bölge halkları bu süreçten en az zararla çıkar.