IAOM MEA 2025’te konuşan Bühler CTO’su Dr. Ian Roberts, Orta Doğu ve Afrika’nın küresel gıda sisteminde hızla ağırlık kazandığını vurguladı. Roberts’a göre değirmencilikte yeni dönem; enerji dönüşümünün ötesine geçen gıda sistemi dönüşümü, daha fazla lif ve çeşitlenen protein kaynakları, yan ürünlerin ileri dönüşümle (upcycling) değere çevrilmesi ve yapay zekâ destekli “uçtan uca” verimlilik yaklaşımıyla şekillenecek.
IAOM MEA 2025 Konferansı kapsamında Cidde’de değirmenciler ve tahıl sektörü liderlerine hitap eden Bühler Group CTO’su Dr. Ian Roberts, Orta Doğu ve Afrika’nın küresel gıda sisteminde ağırlığını hızla artırdığını söyledi. Roberts, bölgenin değirmencilik ve gıda işleme kapasitesini nasıl büyüteceğinin; çevresel sürdürülebilirlik ve toplum sağlığı açısından belirleyici olacağını vurguladı.
DÜNYANIN PIN KODU DEĞİŞİYOR
Roberts, küresel demografik ağırlık merkezinin nasıl kaydığını “dünyanın PIN kodu” benzetmesiyle anlattı: Bugün dünya nüfusunun yaklaşık 1 milyarı Amerika kıtasında, 1 milyarı Avrupa’da, 2 milyarı Afrika’da ve 5 milyarı Asya’da yaşıyor. Roberts’a göre yüzyılın ilerleyen dönemlerinde bu dağılımın “1–4–5” eksenine kayması ve büyümenin büyük bölümünün Afrika kaynaklı olması bekleniyor. Dr. Roberts, “Bu bölge, ekolojik sınırları gözeterek bu muazzam nüfus artışını nasıl besleyeceğimiz sorusunun merkezinde; son derece kritik,” dedi.
GIDA SİSTEMİNİN DÖNÜŞÜMÜ, ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ KADAR HAYATİ
Konuşmasını “dünyanın ekolojik sınırları” çerçevesine oturtan Roberts, yalnızca enerji dönüşümünün dünyayı çevresel limitler içinde tutmaya yetmeyeceği uyarısında bulundu. Temiz enerjiye geçilse dahi, gıda sistemi dönüştürülmeden ekolojik sınırlar içinde kalmanın mümkün olmayacağını savundu. Roberts’a göre değirmencilik ve tahıl endüstrilerinin önündeki görev iki yönlü: Gıda ve beslenme güvenliğini desteklerken, değer zinciri boyunca kaynak verimliliğini, karbon yoğunluğunu ve atık azaltımını keskin biçimde iyileştirmek.
TAHIL İŞLEMEDE LİFE GERİ DÖNÜŞ
Roberts, sağlıksız beslenmenin yol açtığı yükü de gündeme taşıdı: Bir yanda yetersiz beslenme ve mikro besin eksiklikleri, diğer yanda obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili aşırı beslenme. Ultra işlenmiş gıdalar etrafında büyüyen tartışma ile GLP-1 kilo verme ilaçlarının yaygınlaşmasını, tüketici beklentilerinin “temelden yeniden müzakere edildiğinin” işaretleri olarak değerlendirdi. Bu eğilimin, daha yüksek kaliteli proteinlere ve daha iyi kurgulanmış beslenme modellerine talebi artırdığını söyledi.
EAT-Lancet’in “gezegensel sağlık diyeti” yaklaşımına atıf yapan Roberts, yönün net olduğunu ifade etti: Daha bitki ağırlıklı beslenme, çeşitlendirilmiş protein kaynakları ve daha fazla lif. Dr. Roberts, “En güçlü önerilerden biri, diyetlerimizde çok daha fazla lif olması gerektiği; oysa biz sektör olarak onlarca yıldır rafine ürünler sunabilmek için lifi çıkarıp durduk,” dedi. Roberts’a göre asıl fırsat; tat ve doku beklentilerini karşılamaya devam ederken lifin üründe korunabildiği çözümler geliştirmek.
Roberts, sektörde “radikal diyet değişiklikleri” dayatmak yerine temel gıdaların sessiz ama etkili biçimde iyileştirilebileceğini belirtti. Makarnanın ve noodle ürünlerinin bitkisel proteinlerle zenginleştirilmesi, bakliyatın tanıdık ürünlere harmanlanması, aminoasit profillerinin iyileştirilmesi ve besin yoğunluğu yüksek tahılların ana akım değer zincirlerine entegre edilmesi gibi alanlarda büyük potansiyel gördüğünü söyledi.

GIDA PARKLARI VE ENTEGRE SİSTEMLERLE KÂRLI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Küresel gıda sistemindeki kayıp ve israfın ölçeğine de dikkat çeken Roberts, dünyada gıdanın yaklaşık %30’unun kaybolduğu ya da israf edildiğine yönelik tahminleri hatırlattı. Büyük tarla bitkilerinin her yıl 1 milyar tonu aşan “yan ürün ve atık akışı” ürettiğini, bunun da işleme ve biyoteknolojiyle daha yüksek değere dönüştürülebilecek atıl bir rezerv olduğunun altını çizdi.
İleri dönüşümün (upcycling) endüstriyel gerçekliğe taşınmasına örnek olarak Çin’deki yeni bir tesisi gösteren Roberts, Çin’de kurulan yeni bir tesiste yılda yaklaşık 60 bin ton soya proses yan ürününün işlendiğini; biyoteknoloji sayesinde anti-besinsel faktörlerin giderilerek bu yan ürünlerin daha yüksek katma değerli bir girdiye dönüştürüldüğünü aktardı.
Roberts, sektörün enerji, su ve hammadde akışlarını birlikte optimize eden bir ‘sistem yaklaşımı’ benimsemesi gerektiğini söyledi. En büyük kazanımların; enerji, su ve malzeme akışlarının ortak kullanıldığı, bir hatta oluşan yan ürünlerin diğer hatta girdi haline gelebildiği entegre tasarımlardan — örneğin “gıda parkları”ndan (food park) — geldiğini söyledi. Dr. Roberts, “Kaynakları daha iyi kullanarak kârlılığı artırırken, aynı anda çevresel etkiyi de azaltırsınız,” dedi.
YAPAY ZEKA DESTEKLİ DEĞİRMENLER VE HESAPLAMALI GIDA TASARIMI
Yapay zekâyı hayatı boyunca gördüğü “en büyük teknolojik dönüşüm” olarak niteleyen Roberts, Bühler’in bir projesinde Birleşik Krallık’ta bir değirmenin süreç boyunca sensörlerle donatıldığını ve yaklaşık 30 bin veri noktası toplandığını anlattı. Süreç ve lojistik verilerinin; müşteri sipariş örüntüleri ile hava koşulları ve nem gibi dış faktörlerle birleştirilip yapay zekâ modelleriyle işlenmesi sayesinde, sürekli optimizasyonla işletmeye ilave kâr kazandırıldığını belirtti. Yapay zekânın ancak “tüm sistemi” kapsayan bir yaklaşımla uygulandığında somut finansal değer üretebildiğini vurguladı.
Roberts’a göre operasyonel optimizasyon yalnızca ilk dalga. Bir sonraki aşama, “hesaplamalı gıda tasarımı”: Yapay zekâ ve yüksek performanslı hesaplama altyapılarının; proteinlerin moleküler profillenmesinde ve gıdaların yapı, fonksiyon ve hedeflenen beslenme sonuçlarına göre tasarlanmasında kullanılması. Dr. Roberts, “Unutmayın: Şu an gördüğümüz, yapay zekânın göreceğimiz en zayıf hali. Buradan sonrası yalnızca daha iyi olacak,” dedi.
Konuşmasını sektörün “girişimcilerin ve ekosistemlerin önünü açan” bir role geçmesi gerektiği vurgusuyla tamamlayan Roberts; büyük şirketlerin, start-up’ların, yatırımcıların ve akademinin birlikte çalıştığı iş birlikçi yapıların desteklenmesini istedi. Roberts’a göre fırsat; dijital araçlar ve modern proses teknolojileriyle maliyetleri düşürmek, ileri dönüşümü ve entegre sistemleri ölçeklemek, bölgenin çeşitliliği ile gıda geleneklerinden beslenerek daha iyi ve daha sağlıklı gıdayı yaygınlaştırmak. Dr. Roberts, doğru kurgulandığında bunun “kazan-kazan” üreteceğini söyledi: “Daha güçlü bir iş modeli, daha iyi gıda, daha sağlıklı toplum, daha yaşanabilir bir dünya.”