BLOG

Buğday bol; rekabet artık protein, menşei ve lojistikte

03 Aralık 20259 dk okuma

Rekor hasat, artan ihracatçı stokları ve Çin’in zayıflayan ithalat ivmesi; dünyanın buğday açısından kıt olmadığını gösteriyor. Ancak bu tablo, değirmencilerin rehavete kapılabileceği anlamına gelmiyor. Cidde’de düzenlenen IAOM MEA konferansında analistler, asıl mücadelenin protein/kalite, lojistik, menşe esnekliği ve çiftçi davranışı eksenine kaydığını vurguladı. Karadeniz, Amerika kıtası ve Güney Yarımküre; küresel buğday talebinin büyük ölçüde sabit kalan dilimi için rekabet ediyor.

Bu yıl 35’incisi düzenlenen IAOM MEA Konferansı ve Fuarı, her yıl Orta Doğu ile Afrika arasında dönüşümlü gerçekleştirilen, değirmencilik ve tahıl işleme sektörünün önde gelen buluşmalarından biri olma niteliğini taşıyor. Cidde’de yapılan son etkinlik; sektör liderlerini, değirmencileri, değirmen makineleri tedarikçilerini ve bu alanda hizmet sağlayıcılarını bir araya getirerek en yeni inovasyonları ele aldı, bilgi paylaşımını güçlendirdi ve bölgeler arası iş birliğini derinleştirdi.

Üç gün süren programda, dünyanın farklı bölgelerinden uzmanlar; sektörü şekillendiren yeni eğilimleri, ileri teknolojileri ve iyi uygulama örneklerini paylaştı. 750’yi aşkın sektör temsilcisini bir araya getiren etkinliğin resmî medya ortağı olarak Değirmenci Dergisi, oturumları yakından izledi; değirmencilik ve tahıl işleme sektörü için öne çıkan mesajları derledi.

REKOR VERİM DÖNEMİ

Buğday piyasalarına ilişkin öngörülerin paylaşıldığı oturumda önde gelen analistler; başlıca ihracatçı bölgelerde buğday dengesinin nasıl değiştiğini ve “arzın rahat” görünmesinin riski ortadan kaldırmadığını ortaya koydu. Tahıl piyasalarının muteber isimlerinden AgResource Kurucusu Dan Basse, 2025 dünya buğday verimini 3,76 ton/ha ile rekor düzeyde hesapladıklarını söyledi. Basse’e göre, hasat alanlarında büyük bir genişleme olmasa dahi, bu seviye “bugüne dek kayda geçen en yüksek verim” anlamına geliyor. AgResource, normal hava koşullarının sürmesi halinde 2026 dünya buğday üretiminin bir kez daha yaklaşık 2 milyon ton artacağını ve küresel arzın yeni zirvelere taşınacağını öngörüyor. 

Basse’e göre diğer önemli bir nokta is 2025/26 sezonu başlıca buğday ihracatçılarının dönem sonu stokları tarihsel olarak yüksek seviyelere tırmanıyor ve ihracatçılar stok/kullanım oranı yeniden %20’lerin düşük bandına dönüyor. Basse, “Bu, onlarca yıldır gördüğümüz en rahat ihracatçı pozisyonlarından biri,” ifadesini kullandı. Bunun yalnızca buğdayla sınırlı olmadığını da vurguladı. ABD’li uzman, en büyük üç mısır ihracatçısı olan ABD, Brezilya ve Arjantin için toplam mısır üretiminin 2023/24’te yaklaşık 564 milyon tondan 2024/25’te 610 milyon tona, 2025/26’da ise 616 milyon tona yükselerek ihracatçı arzında yeni bir rekor kıracağını öngörüyor.

TALEP AYNI HIZDA BÜYÜMÜYOR

Buna karşın talep tarafı aynı hızla artmıyor. Küresel buğday ihracatı yüksek seviyelerde yatay seyrederken, ilave büyüme ivmesinin büyük ölçüde durduğu ifade edildi. AgResource, 2026’da yemlik buğday ithalatının yaklaşık 2,2 milyon ton azalacağını ve bunun %8,9’luk bir düşüşe karşılık geleceğini öngörüyor. Bunun nedeni, birçok rasyonda daha ucuz mısır ve sorgumun buğdayın yerini alması.

Rekor verimler, artan ihracatçı stokları ve sınırlı talep artışıyla Basse’nin ana senaryosu, dünya buğday fiyatlarında görece düşük bir dönem. Bununla birlikte, bunun “risksiz” bir ortam olmadığını özellikle vurguladı. Basse’ye göre iki olası şok noktası öne çıkıyor:

  •  Hava koşulları: Kilit üretim bölgelerinden birinde veya birkaçında yaşanabilecek büyük bir kuraklık ya da ürün kaybı, öngörülen stok birikimini hızla eritebilir.
  •  Jeopolitik: Özellikle Karadeniz bölgesinde. Basse, jeopolitik gelişmelerin özellikle Karadeniz lojistiğinde ve genel deniz taşımacılığında aksamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.


ABD BUĞDAY STOKLARI ZİRVEDE

ABD’deki buğday görünümüne dair bilgi veren ABD Buğday Birliği (U.S. Wheat Associates – USW) Bölge Başkan Yardımcısı Ian Flagg, ekim alanlarının baskı altında olduğu ancak verim ve teknolojinin arzı yukarı çektiği bir tablo tarif etti. Flagg, ABD buğday ekim alanlarının hafif gerilediğini ve şu anda 10 yıllık ortalamanın yaklaşık %5 altında bulunduğunu söyledi. Münavebe düzeni genel olarak sabit; girdi fiyatları hâlâ “yapışkan” ve net getiriler mısır ile soya gibi alternatif ürünlerin gerisinde kalıyor. Buna karşın Flagg, hibrit buğday, gen düzenleme ve Bioceres HB4 gibi yeniliklerin bulunduğu güçlü bir teknoloji geliştirme gündemine dikkat çekti; ancak bu teknolojilerin sahada yaygınlaşmasının hâlâ yıllar alacağını vurguladı.

ABD’de buğday ekim alanındaki düşüşe rağmen rekor verim ekim azalmasını telafi ediyor. Flagg’e göre ABD buğday üretimi yaklaşık 54 milyon ton seviyesinde; bu rakam geçen yıla yakın, ancak son beş yıl ortalamasının %10 üzerinde. Başlangıç stoklarının güçlü olması ve mevcut hasatla birlikte ABD toplam buğday arzı beş yılın en yüksek düzeyine ulaşmış durumda.

Ticaret cephesinde ise ABD’nin görünümü son sezonlara kıyasla daha hareketli:

  • Fiziki sevkiyatlar, USDA’nın ihracat tahminini yakalamak için gereken temponun üzerinde ve Kasım sonuna kadar 10 yıllık ortalamanın yaklaşık %12 üzerinde seyretti.
  • Sezonun ilk bölümünde Sert Kırmızı Kışlık Buğday (HRW) buğdayındaki rekabetçi fiyatlar, satışları geleneksel olmayan destinasyonlara taşıdı ve önceki sezonun satış temposunu ikiye katladı.
  • Sahra Altı Afrika, bu sezon ABD ihracatındaki artışın ana sürükleyicisi oldu. Bölgeye yılbaşından bu yana yapılan ihracat yaklaşık 1,5 milyon tona ulaştı ve bu rakam, önceki üç sezondaki sevkiyatların üzerinde.
  • ABD buğday ihracatçıları ayrıca Latin Amerika’ya satış temposunda artış ve Bangladeş’e rekor satış bildirdi.

USDA, ABD toplam buğday ihracatını halen 24,5 milyon ton olarak öngörüyor; bu, gerçekleşmesi halinde 2020/21’den bu yana en yüksek seviye olabilir. ABD dönem sonu stokları yükseliyor ve artık diğer büyük ihracatçıların stoklarını da aşıyor; bu durum, ABD’nin büyük ihracatçılar arasında ihracata konu edilebilir buğday stoklarında en büyük tekil stok sahibi konumunu pekiştiriyor.

AVUSTRALYA’DA BÜYÜK HASAT, DÜŞÜK PROTEİN

Diğer bir ana tedarikçi olan Avustralya cephesinde CBH Group Buğday Ticareti Direktörü William Reid, çok büyük bir buğday hasadı ve güçlü ihracat kapasitesine karşın proteinde belirgin bir gerileme yaşandığını söyledi. 2025/26 sezonu için Avustralya buğday üretimi yaklaşık 36 milyon ton olarak tahmin ediliyor. Bu; 10 yıllık ortalamanın yaklaşık %28 üzerinde ve şimdiye kadarki en büyük ikinci hasada yakın.

Olumsuz taraf ise kalite. Son on yılda Batı Avustralya’nın kalite profili, protein düzeyleri açısından aşağı yönlü bir kayma gösterdi. CBH, hasadın ilk yüzde 30’undan gelen verilere dayanarak Batı Avustralya’da kalite dağılımını şöyle öngörüyor: Ürünün yalnızca yaklaşık yüzde 4’ü AH (yüksek proteinli/üst kalite bandı) sınıfına girecek. Yaklaşık yüzde 26’sı APW/AW (orta kalite ekmeklik), yaklaşık yüzde 27’si ise ASW9 (daha düşük protein) olarak sınıflanacak. Buğdayın yaklaşık üçte biri ise düşük proteinli/standart dışı (çoğu zaman %9 proteinin altında) kategorisinde kalabilir.

 Avustralya’nın doğal ihracat odağı Asya ve Kuzey Asya—özellikle Endonezya ve Filipinler—olmayı sürdürse de Reid, bu ölçekte ihracata konu edilebilir arz oluştuğunda ülkenin daha esnek davrandığını söyledi. Güney Amerika veya Karadeniz kaynaklı arz daraldığında Avustralya’nın Doğu Afrika’ya, fiyatlara duyarlı bir “dengeleyici tedarikçi” olarak yöneldiğini belirtti.


KARADENİZ’DE REKABET VE LOJİSTİK SINAVI

Karadeniz’de üretim artışı sürse de ihracatın önündeki asıl sınav lojistik ve rekabet cephesinde yaşanıyor. Copenhagen Merchants’ten Indrek Aigro, bölgenin büyük bir hasatla birlikte sıkışık ihracat lojistiği ve yoğunlaşan rekabeti aynı anda yönetmek zorunda kaldığını anlattı. Bölge—Rusya, Ukrayna, Romanya ve Bulgaristan— en büyük üçüncü buğday hasadına doğru ilerliyor; 2025/26 üretiminin yıllık bazda 10–11 milyon ton artması bekleniyor.

Aigro, bu hikâyenin Karadeniz’e özgü olmadığını vurguladı: buğday üretimi hemen her yerde artıyor. Dolayısıyla Karadeniz, kendi arz fazlası rahat olsa bile, diğer ihracatçıların da güçlü arzla geldiği bir piyasayla karşı karşıya.

Lojistik tarafında Aigro, ihracat fazlasının merkezi olan Güney Rusya’nın beş yıllık ortalamanın altında kaldığını; bu nedenle daha fazla tahılın demiryolu veya karayoluyla 1.500 kilometreye varan mesafelerde Kavkaz ve Novorossiysk gibi limanlara taşınmak zorunda kaldığını söyledi. Bunun sonucu olarak ihracat sezonu kaotik başladı ve sezonun ilk bölümünde sevkiyatlar geçen yılın belirgin şekilde altında kaldı. Ancak Ekim–Kasım döneminde ihracat temposu 2023/24 seviyesini yakaladı. Aigro’ya göre Karadeniz ihracatçılarının sezonun ikinci yarısında geçen yıla kıyasla aylık bazda daha hızlı gitmesi bekleniyor ve Aralık–Haziran döneminde 23–26 milyon ton daha buğday ihracatı potansiyeli bulunuyor.


GÜNEY YARIMKÜRE KARADENİZ’E KARŞI REKABETİ ARTIRIYOR

Aigro sunumunda Güney Yarımkürenin rolü de öne çıktı. Aigro, Avustralya ve Arjantin’in birlikte rekor buğday üretimine doğru gittiğini ve bunun yaklaşık 44–45 milyon ton düzeyinde ihracata konu edilebilir arz oluşturduğunu belirtti. Bu durumun “Endonezya, Bangladeş, Brezilya ve diğer pazarlarda Karadeniz’e karşı rekabeti artırdığını” söyledi. Buna paralel olarak sezonun ilk beş ayına ilişkin ticaret verileri, bazı geleneksel destinasyonlarda Rusya’nın pazar payında belirgin bir gerilemeye işaret ediyor. Aigro’ya göre Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Asya’daki alıcılar; AB, Amerika kıtası ve Güney Yarımküre’den alternatifleri aktif biçimde test ediyor. Bu da Rusya için stratejik bir soruyu gündeme getiriyor: Bu talep kaybı geçici mi, yoksa kalıcı mı olacak?

BUĞDAY TİCARETİNDE ÜÇ TEMEL SENARYO

Daha uzun vadeli ticaret perspektifinde Aigro, Rusya ve Ukrayna’nın küresel buğday ihracatındaki toplam payının zaten zirve yaptığını ve bundan sonra üçte birin altında tavan yaparak seyredeceğini savundu. Ona göre iki ülkenin toplam payı yaklaşık %25–30 bandında dalgalanacak ve şu faktörlerle sınırlanacak:

  •  Fransa, Kanada, ABD, Avustralya ve Güney Amerika’dan daha güçlü rekabet,
  •  Güney Yarımküre’de artan üretim,
  •  Süregelen politika ve lojistik riskleri.

Aigro, izlenmesi gereken üç temel senaryoyu da şöyle sıraladı:

  •  Rusya ihracat vergisi 400 RUB/tonun altında kalır ve ihracat akışını belirgin biçimde bozmaz.
  •  Güney Yarımküre, Karadeniz’in bazı geleneksel pazarlarında daha fazla büyümeyi sınırlar.
  •  Rusya ve Ukrayna’nın toplam küresel buğday ihracat payı, önceki yükseliş trendine dönmek yerine üçte birin altında dengelenir.

KÜRESEL BUĞDAY TALEBİNDE ÇİN DÖNEMİ KAPANDI MI?

Küresel talep cephesinde dengeleri değiştiren unsur olarak Çin’in rolü dikkat çekti.  Çin’in ithalat hacmindeki düşüş, dünyada buğday talebinin büyüme hızını belirgin biçimde aşağı çekti. Dan Basse, birkaç yıl önce Çin’in yılda ortalama 10 milyon ton, zirve sezonlarda ise 13 milyon tona kadar buğday ithal ettiğini hatırlattı. Bugün ise bu rakamın yaklaşık 2–4 milyon ton seviyesine gerilediğini ve böylece dünya piyasasını yukarı çeken en önemli ek talep kaynaklarından birinin ortadan kalktığını söyledi.

Çin’in büyük  buğday alıcısı olarak geri dönüp dönmeyeceği sorusuna William Reid temkinli yaklaştı. Reid, Çin’in piyasada kalmaya devam edeceğini ancak daha küçük ve daha istikrarlı bir düzeyde hareket edeceğini ifade etti. Reid’e göre Çin’in, yüksek buğday ithalat yıllarında görülen 10–13 milyon ton bandına dönmesi yerine, yıllık yaklaşık 4–5 milyon tonluk daha istikrarlı bir ithalat tabanına oturması daha olası. Bu da Avustralya, Kanada ve ABD buğdayına sınırlı hacimlerde “esnek” talep sağlayabilir; ancak artık Çin, tek başına küresel arz fazlasını emebilen bir talep motoru konumunda değil.

ÇİFTÇİLER DEPO KAPASİTESİNİ ARTIRIYOR, SATIŞ BASKISI AZALIYOR

Çin’in ithalatındaki gerilemenin talep cephesinde yarattığı boşluğun ardından Basse, tartışmayı yeniden arz tarafına çevirdi ve şu soruyu ortaya koydu: “Bu ortamda çiftçi ne yapmalı?” Avustralya’dan William Reid, üreticilerin sezonun bu noktasında, şimdiye kadarki en düşük satış seviyesinde bulunduklarını aktardı. Yüksek girdi maliyetleri, hasat dönemindeki yağışların kalite üzerindeki belirsiz etkisi ve düşük fiyat memnuniyeti; birçok çiftçiyi ürünü elde tutmaya yöneltiyor. Reid’e göre daha güçlü bilançolar ve kayda değer öz kaynak sayesinde üreticiler, hasat satışına zorlanmak yerine yıl içine yayılan kademeli satış yapabiliyor.

Avrupa genelinde ise Indrek Aigro, çiftçilerin kendi çiftlik depolarına ve kooperatif depolama kapasitesine yoğun şekilde yatırım yaptığını söyledi. “Depolama bağımsızlık demektir” diyen Aigro, bu bağımsızlığın çiftçilere düşük fiyatlara direnme imkânı verdiğini ve tüccarların artık çiftçi psikolojisini gerçek bir piyasa faktörü olarak ele almak zorunda kaldığını vurguladı. “Eskiden hasatla birlikte satışların hızlanacağı varsayımı neredeyse otomatik kabul edilirdi; bu anlayış giderek zayıflıyor. Birçok ihracatçı bölgede artık baskı çiftçilerin satışa zorlanmasından değil, ticaretin ürünü depolardan piyasaya çekmek için fiyat ve koşulları cazip hale getirmek zorunda kalmasından kaynaklanıyor,” yorumunda bulundu.

Haberler Kategorisindeki Yazılar