BLOG

Bir buğday tanesini dahi kaybedecek lüksümüz yok

24 Mart 20203 dk okuma

Koronavirüs salgını tahıl üretimi ve endüstrisinin stratejik önemini bir kez daha ortaya koydu. Daha önce, ‘Bir avuç buğdayı kaybedecek lüksümüz yok’ diyordum. Eksik söylemişim: Bir buğday tanesini dahi kaybedecek lüksümüz yok”. Bizi kurtaracak olan topraktır, tarımdır, üretmektir. Bu salgından gerekli çıkarımları yaparsak gelecek için işleri yoluna sokabiliriz.

Ferhan CAN FMS Global Mühendislik Genel Müdürü TABADER Yön.Kurulu Üyesi ve Kurucu Üye

Dünya Sağık Örgütü, koronavirüsü ‘pandemi’ olarak ilan ettiğinde dünyayı bu kadar kötü günlerin beklediği hiç aklınıza geldi mi? Hızla dünyaya yayılan virüs, insanları evlerine hapsetti. Şimdi evde kendimizi karantina altına aldığımız bugünlerde arkadaşlarımızla bir restorantta yemek yemenin ya da sevdiklerimizle sinemaya gitmenin aslında ne kadar kıymetli olduğunu idrak ediyoruz.

İki ay gibi bir sürede dünyayı esir alan bu virüs belası aslında insanlık için ‘son çağrı’ niteliğinde. Bizler hızlıca yayılan Covid- 19 salgınını bu şekilde algılar ve gerekli çıkarımları yaparsak gelecek için işleri yoluna sokabiliriz. Hâlâ ümit var. Ancak bu olup-bitenlerden ders alınmaz, herkes kendi bildiğini okumaya devam ederse bir sonraki darbeyi dünyamızın nasıl kaldırabileceğini gerçekten bilemiyorum.

Çok eski tarihlerden bugüne hep birbirlerine destek vererek, ortak hayat modelleri oluşturarak gelmiş insanoğlu. Ancak bitmeyen hırs ve açgözlülük ya da bilemediğimiz başka nedenlerle son zamanlarda insanoğlu bencil ve egoist bir varlığa dönüştü. Hiç arzulamasak da bu tür salgın veya doğal afetler gibi olayların bizleri fabrika ayarlarımıza geri dönmemizi sağlayacağını düşünüyorum.

Çok hızlı ve haince yayılan bir virüsten bahsediyoruz. Bu işin sonu nerelere varır kimse kestiremiyor. Belki birkaç ay sonra gülerek bugünlerimizi anacağız. Belki yıllar sürecek bir karanlığı yaşayacağız. Olumsuz senaryo gerçekleşecek olursa göreceğiz ki insanlık birden birkaç seviye düşecek. İnsan düşünmek bile istemiyor ama öyle bir zamanda günümüzün olmazsa olmazlarını bulamayacağımız bir hayata ‘merhaba’ diyeceğiz. Eğer o günler gelirse aslında her şeyin ne kadar boş olduğunu, markalı kıyafetlerin, pahalı saatler, telefon veya otomobillerin, lüks evlerin, paranın-pulun ne kadar boş olduğunu anlayacağız. İnşallah görmeyiz ama o dönemler gelecek olursa insanın dert edineceği tek düşünce, ailesine aş bulma düşüncesi olacaktır.

İşte tam da burada daha önceleri yazdığım şu sözümü hatırlatmak istiyorum: “Bir avuç buğdayı kaybedecek lüksümüz yok”. Ben o sözü şimdi, “Bir buğday tanesini dahi kaybedecek lüksümüz yok” şeklinde değiştirmek istiyorum. Petrol olmasa, elektrik olmasa, internet olmasa da insan yaşayabilir. Ancak beslenmeden yaşayamaz. İşte tam da böyle zamanlarda bir avuç altını bir avuç buğday ile değişmeye razı olur insan. Ekecek bir karış toprak ile bir avuç buğdayınız en kıymetli şeyiniz olur. Çünkü bir avuç buğdayda yaklaşık 1000 tane (35-40 gr) buğday var ve bunu ektiğiniz zaman, -hepsinin sağlıklı tuttuğunu varsayarsak- 40 bin adet (yaklaşık 1,5 kg.) ürün alırsınız. Bu da belki sizin ve ailenizin sağ kalmasını ve neslin devam etmesine imkan verecek hayat döngüsünü sağlar.

Haberleri izlediğinizde hangi markalar şubelerini kapatmış, hangi firmalar üretime ara vermiş, kim işçilerini yıllık izne çıkarmış görürsünüz. Dünyada ara verilemeyecek en önemli işlerden biri buğday (ve türevlerinin) ekimi ve hasadıdır. Hâlâ sağlığımız yerindeyken, daha kötü günler henüz gelmemişken ve ekilecek toprağınız varken lütfen boş durmayın, o toprağı işleyin, ekin, biçin…

Tabi ki o buğday hasat edildikten sonra sorunlar bitmiyor. Onun un veya ekmek oluncaya kadar geçen süreçte, yani depolamada ve üretiminde ve daha bir çok aşamada sorun ve risklerle karşılaşacaksınız. Ama o sorunları çözmek için çalışan bizim gibi birçok firma var. Burada asıl önemlisi işi o noktaya getirebilmek. O yüzden “ekin, dikin, biçin”. Bizi kurtaracak olan topraktır, tarımdır, üretmektir.

Şahsen ben bu salgının ortaya çıkması ile birlikte devletimizin aldığı acil önlemleri çok olumlu buluyorum. Toplum olarak bize düşen ise şu anda tek vücut gibi davranıp kurallara ve yasaklara harfiyen uymak, virüsün yayılmasını durdurmaktır. İyimser birisi olarak bu hastalığı çok kısa sürede atlatacağımıza eminim. Hatta aşının ya da tedavisinin Türk hekimleri tarafından bulunacağına inanıyorum. Çünkü Sağlık Bakanlığımız bugünlerde olağanüstü bir performans sergiliyor. Bu vesile ile de onlara şükranlarımızı bir kez daha belirtelim: İYİ Kİ VARSINIZ.

Sevdiklerin için, ailen için, ülken ve insanlık için on dört gün kuralına uy! Bu gerçekten çok çok önemli. Hastalığı bulaştırma olasılığını, yani o yayılma zincirini koparalım. Hastalığın seyir grafiği hep aynı. Bunun nerede duraklayacağına bizler, yani toplum karar verecek.

Makale Kategorisindeki Yazılar
09 Haziran 201714 dk okuma

Kantitatif Kimyasal Görüntüleme ile Endosperm Saflık Profilini Çıkarma

“Donanımların artan enerji ve sermaye maliyetleri, genel değirmen verimliliği ve ürün saflığı husus...